Özel belgede sahtecilik suçu hakkında merak edilenler nelerdir? Sahte sözleşme, senet veya belge kullanmanın cezası nedir? Adana Ceza Hukuku Avukatı değerlendirmesiyle özel belgede sahtecilik suçunun şartları, soruşturma süreci ve hukuki sonuçları açıklanmaktadır
Günlük hayatta kişiler ve şirketler arasında gerçekleştirilen pek çok hukuki işlem, resmî makamlar tarafından düzenlenmeyen belgeler aracılığıyla yürütülmektedir. Kira sözleşmeleri, adi yazılı borç senetleri, taahhütnameler, protokoller, sözleşmeler, teslim tutanakları ve benzeri belgeler özel belge niteliğindedir. Bu belgelerin gerçeğe aykırı olarak düzenlenmesi, değiştirilmesi veya hukuki sonuç doğuracak şekilde kullanılması ise Türk Ceza Kanunu kapsamında suç olarak kabul edilmektedir.
Özel belgede sahtecilik suçu, yalnızca bir belgenin taklit edilmesinden ibaret değildir. Belgenin hukuken önem taşıması, aldatma kabiliyetine sahip olması ve belirli koşullarda kullanılması gibi unsurların birlikte gerçekleşmesi gerekir. Bu nedenle uygulamada birçok soruşturma, ilk bakışta sahtecilik gibi görünmesine rağmen suçun yasal unsurlarının oluşmaması nedeniyle kovuşturmaya yer olmadığı veya beraat kararıyla sonuçlanabilmektedir.
Özellikle ticari uyuşmazlıkların yoğun olduğu şehirlerde, sahte sözleşmeler, sahte senetler, sahte teslim belgeleri veya gerçeğe aykırı taahhütnameler nedeniyle ceza soruşturmaları sıkça gündeme gelmektedir. Bu süreçlerde soruşturma, somut olayın özelliklerine göre Adana Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülmekte; yeterli şüphe bulunması hâlinde dava, görevli mahkeme olan Adana Asliye Ceza Mahkemesi önüne taşınmaktadır. Bu nedenle soruşturma ve kovuşturma aşamalarında sürecin deneyimli bir Adana Ceza Avukatı veya Adana Ceza Hukuku Avukatı tarafından takip edilmesi, hak kayıplarının önlenmesi bakımından büyük önem taşımaktadır.
Bu makalede özel belgede sahtecilik suçunun hukuki yapısı, suçun unsurları, cezası, yargılama süreci, Yargıtay'ın yerleşik yaklaşımı ve uygulamada en sık karşılaşılan sorunlar ayrıntılı olarak incelenmektedir.
Özel Belgede Sahtecilik Suçu Nedir?
Özel belgede sahtecilik suçu, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 207. maddesinde düzenlenmiştir. Kanun koyucu, özel kişilerin düzenlediği ve hukuki sonuç doğurmaya elverişli belgelerin güvenilirliğini korumayı amaçlamaktadır.
Suçun temel amacı, yalnızca bireylerin menfaatlerini değil, toplumun belge güvenine duyduğu güveni de korumaktır. Çünkü hukuk düzeninde belgeye duyulan güvenin zedelenmesi, ticari ve hukuki hayatın sağlıklı şekilde işlemesini engeller.
TCK'nın 207. maddesi özetle;
- Gerçek olmayan özel belge düzenlenmesini,
- Gerçek bir özel belgenin değiştirilmesini,
- Sahte özel belgenin hukuki sonuç doğuracak biçimde kullanılmasını
Cezalandırmaktadır.[1]
Bu suç, resmî belgede sahtecilik suçundan farklı olarak yalnızca özel belge üzerinde işlenebilir ve bazı hâllerde belgenin kullanılması suçun tamamlanması açısından önem taşır.
Korunan Hukuki Değer
Özel belgede sahtecilik suçunda korunan temel hukuki değer, kamu güvenidir.
İlk bakışta suç yalnızca belge sahibi kişiyi mağdur ediyor gibi görünse de esasen toplumun belgeye duyduğu güven korunmaktadır. Hukuki ilişkilerin büyük kısmı yazılı belgeler üzerinden yürütüldüğünden, bu güvenin sarsılması ekonomik ve sosyal düzeni de doğrudan etkiler.
Bu nedenle;
- Sadece zarar meydana gelmesi aranmaz.
- Menfaat elde edilmesi zorunlu değildir.
- Belgenin kullanılabilecek nitelikte olması çoğu durumda yeterlidir.
Yargıtay'ın yerleşik uygulaması da özel belgede sahtecilik suçunun esas itibarıyla kamu güvenine karşı işlenen suçlardan biri olduğunu kabul etmektedir.
Özel Belge Nedir?
Kanunda "özel belge" kavramının ayrıntılı bir tanımı yapılmamıştır. Bu nedenle kavram, doktrin ve yüksek mahkeme kararları doğrultusunda şekillenmiştir.
Genel kabul gören anlayışa göre özel belge;
Resmî bir kamu görevlisi tarafından düzenlenmeyen, ancak hukuken sonuç doğurmaya elverişli olan ve belirli bir kişiye veya hukuki ilişkiye ilişkin irade açıklamasını içeren yazılı belgedir.
Bir belgenin özel belge sayılabilmesi için yalnızca yazılı olması yeterli değildir.
Belgenin aynı zamanda;
- Hukuki bir olayı ispat etmeye elverişli olması,
- Belirli bir kişiye ait olması,
- İçeriğinin anlaşılabilir olması,
- Düzenleyeni belirlenebilir nitelikte bulunması,
- Hukuki sonuç doğurma kabiliyetine sahip olması
gerekmektedir.
Bu özellikleri taşımayan yazılar, notlar veya taslak metinler her zaman özel belge olarak kabul edilmez.
Elektronik Belgeler Açısından Değerlendirme
Teknolojik gelişmeler nedeniyle günümüzde birçok hukuki işlem elektronik ortamda gerçekleştirilmektedir.
Elektronik imza ile oluşturulan belgeler bakımından değerlendirme yapılırken 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu hükümleri de dikkate alınmaktadır.
Özellikle güvenli elektronik imza ile oluşturulan belgeler, hukuki sonuçları bakımından belirli şartlar altında yazılı belge ile aynı ispat gücüne sahip olabilir. Buna karşılık sıradan elektronik yazışmaların her somut olay bakımından ayrıca değerlendirilmesi gerekir.
Yargılama sırasında elektronik kayıtların doğruluğu, bütünlüğü ve oluşturulma şekli teknik bilirkişi incelemesine konu olabilmektedir.
Resmî Belge ile Özel Belge Arasındaki Farklar
Özel belgede sahtecilik suçunun doğru şekilde anlaşılabilmesi için öncelikle resmî belge ile özel belge arasındaki ayrımın net olarak ortaya konulması gerekir. Uygulamada yapılan en yaygın hatalardan biri, her yazılı evrakın aynı hukuki rejime tabi olduğu düşüncesidir. Oysa Türk Ceza Kanunu, resmî belgeler ile özel belgeler bakımından farklı suç tipleri, farklı yaptırımlar ve bazı durumlarda farklı ispat kuralları öngörmüştür.
Resmî belge ile özel belge arasındaki ayrım yalnızca belgeyi düzenleyen kişinin kim olduğu ile sınırlı değildir. Belgenin düzenlenme amacı, hukuki niteliği ve kanunun o belgeye tanıdığı ispat gücü de bu ayrımda belirleyici rol oynar.
Genel olarak;
- Resmî belge, kanunla yetkilendirilmiş kamu görevlisi tarafından görevi kapsamında düzenlenen belgedir.
- Özel belge ise kamu görevlisi sıfatı bulunmayan gerçek veya tüzel kişiler tarafından düzenlenen ve hukuki sonuç doğurmaya elverişli yazılı belgelerdir.
Örneğin noter tarafından düzenlenen bir vekâletname resmî belge niteliğindeyken, iki kişi arasında imzalanan adi yazılı vekâlet sözleşmesi özel belge niteliğindedir.
Benzer şekilde tapu senedi, mahkeme kararı, nüfus kayıt örneği veya noter senedi resmî belge sayılırken; kira sözleşmesi, satış sözleşmesi, borç senedi veya protokol özel belge olarak değerlendirilir.
Bazı Belgeler Kanun Gereği Resmî Belge Gibi Korunmaktadır
Türk Ceza Kanunu'nun 210. maddesi uyarınca bazı belgeler şeklen özel belge görünmesine rağmen ceza hukuku bakımından resmî belge gibi korunmaktadır.
Bunların başlıcaları şunlardır:
- Poliçe.
- Bono (Emre Muharrer Senet).
- Çek. [2
- Banka veya kredi kurumlarınca düzenlenen belirli belgeler.
- Kanunun açıkça resmî belge hükmünde saydığı diğer belgeler.
Bu nedenle uygulamada özellikle çek ve bono üzerinde yapılan sahtecilik fiilleri doğrudan TCK'nın 204. maddesi kapsamında resmî belgede sahtecilik hükümlerine göre değerlendirilebilmektedir.
Belgenin hukuki niteliğinin doğru tespit edilmesi, suç vasfını ve uygulanacak yaptırımı doğrudan etkileyen temel hususlardan biridir.
Özel Belgede Sahtecilik Suçunun Unsurları
Her ceza suçunda olduğu gibi özel belgede sahtecilik suçunun oluşabilmesi için de kanunda öngörülen tüm unsurların birlikte gerçekleşmesi gerekir. Bu unsurlardan birinin eksik olması hâlinde ceza sorumluluğundan söz edilemeyebilir.
Yerleşik yüksek mahkeme kararlarında da suçun oluşumu bakımından yalnızca sahte bir belgenin varlığı yeterli görülmemekte; belgenin hukuki niteliği, aldatma gücü ve kullanım amacı birlikte değerlendirilmektedir.
Bu suç bakımından temel unsurlar şunlardır:
- Hukuken önem taşıyan bir özel belgenin bulunması.
- Belgenin gerçeğe aykırı şekilde düzenlenmesi veya değiştirilmesi.
- Belgenin aldatma kabiliyetine sahip olması.
- Kanunun aradığı durumlarda belgenin kullanılması.
- Failin kastla hareket etmesi.
Şimdi bu unsurlar ayrı ayrı incelenmelidir.
Suçun Maddi Unsuru
Maddi unsur, suç teşkil eden fiilin dış dünyaya yansıyan kısmını ifade eder.
Türk Ceza Kanunu'nun 207. maddesinde özel belgede sahtecilik üç farklı hareketle işlenebilir:
1-Gerçeğe Aykırı Özel Belge Düzenlemek
Hiç var olmayan bir hukuki ilişki varmış gibi belge oluşturulması bu kapsamdadır.
Örneğin;
- Gerçekte yapılmayan satış için satış sözleşmesi hazırlanması.
- Hiç teslim edilmeyen mal için teslim tutanağı düzenlenmesi.
- Borç bulunmadığı hâlde borç ikrarı içeren belge hazırlanması.
Bu durumda belge ilk kez oluşturulmaktadır.
2-Gerçek Bir Özel Belgeyi Değiştirmek
Belge başlangıçta gerçek olarak hazırlanmış olsa bile daha sonra içeriğinin hukuka aykırı biçimde değiştirilmesi de sahtecilik suçunu oluşturabilir.
Örneğin;
- Tarihin değiştirilmesi.
- Bedelin artırılması.
- Sayfa eklenmesi.
- İmzadan sonra metne ilave yapılması.
- Miktarın değiştirilmesi.
- Taraf bilgilerinin değiştirilmesi.
Burada önemli olan değişikliğin belgeye hukuki anlam kazandıracak nitelikte olmasıdır.
Yazım hatalarının düzeltilmesi veya anlamı değiştirmeyen küçük teknik düzenlemeler her zaman sahtecilik oluşturmaz.
3-Sahte Belgeyi Kullanmak
Özel belgede sahtecilik suçunun en önemli özelliklerinden biri budur.
Kanun koyucu, yalnızca sahte belgeyi hazırlamayı değil, bu belgeyi hukuki sonuç doğuracak şekilde kullanmayı da ayrıca cezalandırmaktadır.
Kullanma fiiline örnek olarak;
- Mahkemeye sunulması.
- İcra dosyasına verilmesi.
- Bankaya ibraz edilmesi.
- Karşı tarafa hak iddiasında bulunulması.
- Ticari işlemde kullanılması.
- Vergi işlemlerinde ibraz edilmesi.
gösterilebilir.
Belgenin çekmecede saklanması veya hiç kullanılmaması ise her somut olay bakımından ayrıca değerlendirilir.
Özel belgede sahtecilik suçunu resmî belgede sahtecilik suçundan ayıran en önemli özelliklerden biri kullanma unsurudur.
Türk Ceza Kanunu'nun 207. maddesinin sistematiği incelendiğinde, sahte özel belgenin hukuki sonuç doğuracak biçimde kullanılmasının suçun oluşumu bakımından önem taşıdığı görülmektedir.
Ancak burada dikkat edilmesi gereken husus, kullanmanın mutlaka mahkemeye sunma şeklinde gerçekleşmesinin gerekmemesidir.
Belgenin;
- Bir kişiyi aldatmaya yönelik ibraz edilmesi,
- Hukuki işlemde kullanılması,
- Bir hak elde etmek amacıyla ileri sürülmesi,
- Kamu kurumuna verilmesi,
- Ticari ilişkide kullanılması
da kullanma olarak değerlendirilebilir.
Yerleşik Yargıtay uygulaması da kullanma kavramını geniş yorumlamakta; belgenin hukuki sonuç doğuracak şekilde dolaşıma sokulmasını yeterli görmektedir.
İğfal Kabiliyeti (Aldatma Yeteneği)
Özel belgede sahtecilik suçunda en önemli kavramlardan biri iğfal kabiliyetidir.
İğfal kabiliyeti, düzenlenen veya değiştirilen belgenin ortalama dikkat ve özeni gösteren bir kişiyi aldatabilecek nitelikte olup olmadığını ifade eder.
Başka bir ifadeyle;
Belge ilk bakışta gerçek izlenimi uyandırmıyorsa ceza hukuku anlamında sahtecilik suçunun oluştuğundan söz etmek her zaman mümkün olmayabilir.
Örneğin;
- Fotokopi üzerine gelişigüzel atılmış imza,
- Çocuk yazısı ile hazırlanmış senet,
- Açıkça okunamayan belge,
- Gerçek belge görünümü vermeyen taslak metin
çoğu durumda iğfal kabiliyeti bakımından ayrıca değerlendirilir.
Buna karşılık;
- Gerçek imzaya çok benzeyen imza,
- Profesyonel şekilde hazırlanmış sözleşme,
- Gerçek belge izlenimi veren teslim tutanağı,
- Ticari hayatta kullanılabilecek nitelikte düzenlenen evrak
aldatma yeteneğine sahip kabul edilebilir.
Yerleşik yüksek mahkeme kararlarında da iğfal kabiliyetinin bulunup bulunmadığı değerlendirilirken yalnızca bilirkişi raporuna değil, hâkimin belge üzerindeki doğrudan incelemesine de önem verilmektedir.
Suçun Manevi Unsuru
Ceza hukukunda bir fiilin suç olarak kabul edilebilmesi için yalnızca maddi hareketlerin gerçekleşmesi yeterli değildir. Kural olarak failin, kanunda öngörülen manevi unsurla hareket etmiş olması da gerekir. Özel belgede sahtecilik suçu bakımından manevi unsur kasttır.
Türk Ceza Kanunu'nun genel hükümleri uyarınca, failin sahte belge düzenlediğini veya gerçek bir belgeyi gerçeğe aykırı şekilde değiştirdiğini bilerek ve isteyerek hareket etmesi gerekir. Başka bir ifadeyle, failin belge üzerindeki işlemin gerçeğe aykırı olduğunun farkında olması ve bu sonucu istemesi aranır.
Bu suç bakımından taksirle işlenme mümkün değildir. Dikkatsizlik, özensizlik veya ihmal sonucu ortaya çıkan hatalar, her somut olayın özelliklerine göre değerlendirilmekle birlikte, tek başına özel belgede sahtecilik suçunun oluşmasına yeterli değildir.
Örneğin;
- Yanlışlıkla hatalı tarih yazılması,
- Hesaplama hatası yapılması,
- Yazım yanlışı nedeniyle belge içeriğinin değişmesi,
- Teknik bir hata sonucu eksik bilgi yazılması,
tek başına sahtecilik suçunu oluşturmaz. Ancak bu tür hataların gerçekte kasıtlı olarak yapıldığının ispat edilmesi hâlinde ceza sorumluluğu gündeme gelebilir.
Yerleşik yüksek mahkeme kararlarında da failin kastının somut delillerle ortaya konulması gerektiği, yalnızca şüpheye dayanılarak mahkûmiyet kararı verilemeyeceği kabul edilmektedir.
Suçun Faili Kim Olabilir?
Özel belgede sahtecilik suçu bakımından fail yönünden özel bir nitelik aranmaz. Bu nedenle fiili gerçekleştiren herkes, kanuni şartların oluşması hâlinde bu suçun faili olabilir.
Önemli olan, sahtecilik fiilini gerçekleştiren kişinin cezai sorumluluğu bulunmasıdır. Tüzel kişiler hakkında doğrudan hapis cezası uygulanmasa da, belirli durumlarda Türk Ceza Kanunu'nda öngörülen güvenlik tedbirleri gündeme gelebilir.
Suçun Mağduru Kimdir?
Özel belgede sahtecilik suçu, Türk Ceza Kanunu sistematiğinde kamu güvenine karşı suçlar arasında düzenlenmiştir.
Bu nedenle suçun asıl mağdurunun toplum olduğu kabul edilmektedir.
Ancak sahte belge nedeniyle zarara uğrayan gerçek veya tüzel kişiler de ceza muhakemesi bakımından katılan sıfatını kazanabilir.
Örneğin;
- Sahte senet nedeniyle hakkında icra takibi başlatılan kişi,
- Sahte sözleşme nedeniyle maddi zarara uğrayan şirket,
- Gerçeğe aykırı teslim tutanağı sebebiyle hak kaybına uğrayan alacaklı,
ceza davasına katılma talebinde bulunabilir.
Suçun Konusu
Bu suçun konusunu yalnızca hukuki sonuç doğurmaya elverişli özel belgeler oluşturur.
Her yazılı evrak özel belge sayılmaz.
Örneğin;
- Kişisel notlar,
- Taslak metinler,
- Karalama kâğıtları,
- Hukuki değer taşımayan yazılar,
çoğu durumda suçun konusu kapsamında değerlendirilmez.
Buna karşılık;
- Borç ilişkisini gösteren belgeler,
- Sözleşmeler,
- Taahhütnameler,
- Ticari protokoller,
- Teslim belgeleri,
- İbranameler,
hukuki sonuç doğurmaya elverişli olduklarından suçun konusu olabilir.
Teşebbüs
Teşebbüs, failin suç işlemeye başlamasına rağmen iradesi dışında gerçekleşmeyen hâlleri ifade eder.
Özel belgede sahtecilik suçunda teşebbüsün mümkün olup olmayacağı, işlenen fiilin niteliğine göre değişmektedir.
Örneğin;
Bir kişi sahte belgeyi hazırlarken kolluk tarafından yakalanır ve belge henüz tamamlanamazsa teşebbüs hükümleri gündeme gelebilir.
Buna karşılık belge tamamen hazırlanmış ve hukuki sonuç doğuracak şekilde kullanılmışsa suç tamamlanmış olur.
Teşebbüsün varlığı her somut olayın özelliklerine göre ayrıca değerlendirilmelidir.
İştirak
Birden fazla kişinin birlikte hareket ederek sahtecilik suçunu işlemesi uygulamada oldukça sık görülmektedir.
Türk Ceza Kanunu'nun iştirak hükümleri çerçevesinde;
- Müşterek faillik,
- Azmettirme,
- Yardım etme
şeklinde sorumluluk doğabilir.
Örneğin;
Bir kişinin belgeyi hazırlaması, diğer kişinin sahte imzayı atması, üçüncü kişinin ise belgeyi kullanması hâlinde herkesin katkısı ayrı ayrı değerlendirilir.
Mahkeme, her sanığın fiil üzerindeki hâkimiyetini ve kastını somut deliller ışığında belirler.
Özel Belgede Sahtecilik Suçunun Cezası
Özel belgede sahtecilik suçu, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 207. maddesinde düzenlenmiştir. Kanun koyucu, özel belgeye duyulan güvenin korunmasını amaçladığından, bu fiili hapis cezası ile yaptırıma bağlamıştır.
TCK m. 207 uyarınca;
- Bir özel belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir özel belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren veya sahte özel belgeyi kullanan kişi hakkında bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
Ceza miktarı belirlenirken mahkeme yalnızca suçun kanuni cezasını değil, aynı zamanda olayın özelliklerini de dikkate alır. Bu kapsamda;
- Suçun işleniş biçimi,
- Belgenin niteliği,
- Meydana gelen zarar,
- Failin kastının yoğunluğu,
- Suçun işlenmesindeki amaç,
- Sanığın yargılama sürecindeki tutumu,
- Takdiri indirim veya artırımı gerektiren nedenler,
ayrı ayrı değerlendirilmektedir.
Her somut olay kendi delilleri çerçevesinde incelendiğinden, aynı suç isnadıyla yargılanan kişiler hakkında farklı sonuçlar ortaya çıkabilmektedir.
Cezanın Ertelenmesi
Mahkeme tarafından hükmedilen hapis cezası bakımından, Türk Ceza Kanunu'nun 51. maddesindeki şartların oluşması hâlinde cezanın ertelenmesi de gündeme gelebilir.
Erteleme değerlendirilirken;
- Hapis cezasının süresi,
- Sanığın kişiliği,
- Yargılama sürecindeki davranışları,
- Yeniden suç işleme ihtimali,
göz önünde bulundurulur.
Erteleme kararı verilmesi, mahkûmiyet hükmünü ortadan kaldırmaz; yalnızca cezanın infazına ilişkin sonuç doğurur.
Görevli Mahkeme
Özel belgede sahtecilik suçunda görevli mahkeme, Asliye Ceza Mahkemesidir.
Bu nedenle Adana'da işlendiği iddia edilen bir özel belgede sahtecilik suçunda dava, kural olarak Adana Asliye Ceza Mahkemesi tarafından görülmektedir.
Görev hususu kamu düzenine ilişkin olduğundan, mahkeme tarafından yargılamanın her aşamasında resen dikkate alınır.
Yargıtay'ın Özel Belgede Sahtecilik Suçuna Yaklaşımı
Özel belgede sahtecilik suçuna ilişkin uygulama, büyük ölçüde Yargıtay'ın yıllar içerisinde oluşturduğu yerleşik içtihatlarla şekillenmiştir. Her ne kadar her dosya kendi özellikleri çerçevesinde değerlendirilse de, Yargıtay'ın benimsediği bazı temel ilkeler uygulamada istikrarlı şekilde kabul edilmektedir.
Özellikle aşağıdaki hususlar, yerleşik yargı kararlarında önem taşımaktadır:
- Belgenin hukuki sonuç doğurmaya elverişli olması gerekir.
- Belgenin aldatma (iğfal) kabiliyeti bulunmalıdır.
- Suçun tüm unsurları kesin ve inandırıcı delillerle ispat edilmelidir.
- Şüpheye dayalı mahkûmiyet kararı kurulamaz.
- Bilirkişi raporu tek başına yeterli olmayıp diğer delillerle birlikte değerlendirilmelidir.
- Belgenin niteliği doğru tespit edilmelidir. Bazı belgeler kanun gereği resmî belge hükmündedir.
- Belgenin sahte olduğunun belirlenmesi kadar, fail ile belge arasındaki bağın da ortaya konulması gerekir.
Yargıtay'ın yerleşik yaklaşımına göre, yalnızca bir belgenin gerçeğe aykırı olduğu iddiası mahkûmiyet için yeterli değildir. Belgenin kim tarafından düzenlendiği, ne amaçla hazırlandığı, hangi hukuki ilişkide kullanıldığı ve sanığın kastı birlikte değerlendirilmelidir.
İmza İncelemesi ve Grafolojik Bilirkişi Raporları
Özel belgede sahtecilik davalarının önemli bir kısmı imza inkârına dayanmaktadır. Özellikle senet, sözleşme, teslim tutanağı ve taahhütname gibi belgelerde imzanın aidiyeti uyuşmazlığın merkezinde yer alır.
Bu tür dosyalarda mahkemeler sıklıkla grafoloji ve belge incelemesi konusunda uzman bilirkişilere başvurmaktadır.
İnceleme sırasında genellikle şu hususlar değerlendirilir:
- İmzanın doğal yazı karakteri.
- Kalem baskısı.
- Yazı eğimi.
- Harf bağlantıları.
- Çizgi sürekliliği.
- Hız ve ritim özellikleri.
- Mürekkep farklılıkları.
- Sonradan ekleme veya silinti bulunup bulunmadığı.
Karşılaştırma yapılabilmesi için şüpheliye ait farklı tarihlerde atılmış mukayese imzaları da dosyaya getirtilmektedir.
İspat Sorunları
Özel belgede sahtecilik davalarında en önemli meselelerden biri ispattır.
Ceza muhakemesinde temel ilke gereğince suçun işlendiğinin her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delillerle ortaya konulması gerekir.
Bu kapsamda mahkemeler;
- Belgenin aslını,
- Bilirkişi raporlarını,
- Dijital kayıtları,
- Yazışmaları,
- Banka hareketlerini,
- Tanık anlatımlarını,
- Tarafların beyanlarını,
birlikte değerlendirir.
Yalnızca soyut iddialar veya varsayımlar mahkûmiyet için yeterli değildir.
Savunmada Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar
Özel belgede sahtecilik suçlamasıyla karşı karşıya kalan kişiler açısından savunmanın ilk aşamadan itibaren doğru şekilde yürütülmesi önem taşır.
Özellikle aşağıdaki hususlar dosyanın sonucunu etkileyebilir:
- Belgenin aslının incelenmesinin talep edilmesi.
- Bilirkişi raporuna itiraz edilmesi.
- Gerekirse yeni bilirkişi incelemesi istenmesi.
- Karşılaştırma imzalarının usulüne uygun şekilde alınmasının sağlanması.
- Dijital delillerin dosyaya kazandırılması.
- Tanıkların dinlenmesinin talep edilmesi.
- Belgenin hukuki sonuç doğurmaya elverişli olup olmadığının tartışılması.
- İğfal kabiliyetine ilişkin değerlendirmelerin denetlenmesi.
Her dosyanın kendine özgü özellikleri bulunduğundan savunma stratejisi de somut olayın şartlarına göre belirlenmelidir.
Adana Ceza Avukatı Desteğinin Önemi
Özel belgede sahtecilik suçları, teknik delillerin yoğun olarak kullanıldığı ceza davaları arasında yer almaktadır. İmza incelemeleri, grafolojik raporlar, dijital kayıtlar ve hukuki belge değerlendirmeleri nedeniyle soruşturma ve kovuşturma sürecinin dikkatle takip edilmesi gerekir.
Adana'da yürütülen soruşturmalarda Adana Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından toplanan deliller, kamu davası açılması hâlinde Adana Asliye Ceza Mahkemesi tarafından değerlendirilmektedir.
Bu süreçte deneyimli bir Adana Ceza Avukatı veya Adana Ceza Hukuku Avukatı;
- Soruşturma dosyasını inceleyebilir.
- Delillerin hukuka uygun şekilde toplanıp toplanmadığını değerlendirebilir.
- Bilirkişi raporlarına itiraz edebilir.
- Ek delil sunabilir.
- Sanık veya katılan adına etkili bir savunma ya da iddia stratejisi oluşturabilir.
- İstinaf ve temyiz süreçlerini takip edebilir.
Ceza yargılamasında usule ilişkin hakların zamanında ve doğru şekilde kullanılması, davanın sonucunu doğrudan etkileyebileceğinden profesyonel hukuki destek önem arz etmektedir.
Sıkça Sorulan Sorular
Hangi Belgeler Özel Belge Sayılır?
Uygulamada en sık karşılaşılan özel belgeler şunlardır:
- Kira sözleşmeleri.
- Satış sözleşmeleri.
- Hizmet sözleşmeleri.
- İş sözleşmeleri.
- Teslim tutanakları.
- Borç ikrarı içeren belgeler.
- Taahhütnameler.
- Protokoller.
- Ticari anlaşmalar.
- Cari hesap mutabakat belgeleri.
- Sipariş formları.
- Teklif mektupları.
- İbranameler.
- Adi yazılı senetler.
- Kefalet sözleşmeleri.
- Vekâlet ilişkisini gösteren adi belgeler.
Ancak her yazılı belge otomatik olarak özel belge niteliği taşımaz. Belgenin hukuki sonuç doğurmaya elverişli olması zorunludur.
Belge Hiç Kullanılmazsa Ne Olur?
Bu konu uygulamada en çok tartışılan meselelerden biridir.
Her olayın özellikleri farklı olmakla birlikte, yalnızca hazırlanmış ancak hiçbir hukuki ilişkide kullanılmamış belgeler bakımından suçun oluşup oluşmadığı somut olayın şartlarına göre değerlendirilmektedir.
Özellikle belgenin tamamlanma aşaması, failin amacı ve belgenin dolaşıma sokulup sokulmadığı önem taşımaktadır.
Bu nedenle yalnızca sahte belgenin ele geçirilmiş olması otomatik olarak mahkûmiyet sonucunu doğurmaz.
İğfal Kabiliyetinin Tespiti Nasıl Yapılır?
Mahkeme, aldatma kabiliyetini belirlerken birçok unsuru birlikte değerlendirir.
Bunlardan bazıları şunlardır:
- Belgenin genel görünümü.
- Yazı karakteri.
- İmzanın niteliği.
- Kâğıdın özellikleri.
- Belgenin düzenlenme şekli.
- Belgenin kullanılacağı alan.
- Ortalama bir kişiyi yanıltıp yanıltmayacağı.
Gerek görüldüğünde;
- Grafoloji uzmanlarından,
- Kriminal laboratuvarlardan,
- Adli Tıp Kurumu ilgili ihtisas dairelerinden,
- Bilirkişilerden
rapor alınabilmektedir.
Ancak bilirkişi raporu tek başına bağlayıcı değildir. Nihai değerlendirme mahkemeye aittir.
Özel Kast Aranır mı?
Özel belgede sahtecilik suçunda, kanunda ayrıca düzenlenmiş bir özel kast şartı bulunmamaktadır. Bununla birlikte uygulamada sahte belgenin çoğu zaman belirli bir menfaat elde etmek, borçtan kurtulmak, alacak talebinde bulunmak veya üçüncü kişileri yanıltmak amacıyla düzenlendiği görülmektedir.
Ancak bu amaçların varlığı her olayda zorunlu değildir. Belgenin hukuki sonuç doğurabilecek şekilde sahte olarak düzenlenmesi veya değiştirilmesi ve failin bunu bilerek gerçekleştirmesi, suçun manevi unsurunun oluşması bakımından yeterlidir.
Belgeyi Başkası Düzenler, Başkası Kullanırsa Ne Olur?
Uygulamada sık karşılaşılan durumlardan biri de sahte belgeyi hazırlayan kişi ile kullanan kişinin farklı olmasıdır.
Örneğin;
- Bir kişi sahte kira sözleşmesini hazırlar.
- Başka bir kişi bu belgeyi mahkemeye sunar.
Bu durumda her iki kişinin hukuki sorumluluğu ayrı ayrı değerlendirilir.
Belgeyi kullanan kişinin belgenin sahte olduğunu bilmemesi hâlinde cezai sorumluluk doğmayabilir. Buna karşılık sahte olduğunu bilerek kullanan kişi de suçun faili olarak sorumlu tutulabilir.
Bu değerlendirme tamamen dosya kapsamındaki delillere göre yapılmaktadır.
Şikâyete Tabi Bir Suç Mudur?
Özel belgede sahtecilik suçu şikâyete bağlı suçlardan değildir.
Bu nedenle;
- Mağdurun şikâyetçi olmaması,
- Şikâyetten vazgeçmesi,
- Tarafların sonradan uzlaşması,
kural olarak kamu davasının açılmasına veya devam etmesine engel olmaz.
Cumhuriyet savcısı, suç işlendiğine dair yeterli şüphe elde ettiğinde re'sen soruşturma yürütür.
Bu yönüyle suç, yalnızca bireysel menfaatleri değil kamu güvenini de koruyan suçlardan biri olarak kabul edilmektedir
Uzlaştırma Kapsamında Mıdır?
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nda yer alan uzlaştırmaya tabi suçlar arasında özel belgede sahtecilik suçu yer almamaktadır.
Dolayısıyla soruşturma aşamasında dosyanın uzlaştırma bürosuna gönderilmesi söz konusu değildir.
Tarafların kendi aralarında anlaşmaları veya zararın giderilmiş olması, ceza yargılamasını kendiliğinden sona erdirmez.
Bununla birlikte;
- Zararın giderilmesi,
- Etkin pişmanlık kapsamında olmasa da sanığın yargılama sürecindeki olumlu davranışları,
- Mağdurla sağlanan uzlaşma niteliğindeki fiilî durum,
mahkemenin takdiri indirim değerlendirmesinde dolaylı olarak dikkate alınabilecek hususlar arasında yer alabilir.
Adli Para Cezasına Çevrilmesi Mümkün Müdür?
Kısa süreli hapis cezaları bakımından Türk Ceza Kanunu'nun 50. maddesi kapsamında adli para cezasına çevirme değerlendirmesi yapılabilmektedir.
Ancak bunun otomatik bir hak olmadığı unutulmamalıdır.
Mahkeme;
- Hükmolunan cezanın süresini,
- Failin kişiliğini,
- Suçun işleniş biçimini,
- Dosya kapsamındaki diğer hususları,
değerlendirerek karar verir.
Dolayısıyla her özel belgede sahtecilik dosyasında adli para cezasına çevrilme mümkün değildir.
Bilirkişi Raporu Kesin Delil Midir?
Hayır.
Ceza muhakemesinde bilirkişi raporu, hâkimi bağlayan kesin delil niteliğinde değildir.
Mahkeme;
- Bilirkişi raporunu,
- Tanık anlatımlarını,
- Kamera kayıtlarını,
- Dijital verileri,
- Taraf beyanlarını,
- Belgenin düzenlenme sürecini,
bir bütün hâlinde değerlendirerek karar verir.
Gerek görülmesi hâlinde yeni bilirkişi raporu alınması veya farklı bir uzman heyetinden inceleme yaptırılması da mümkündür.
Fotokopi belge üzerinde sahtecilik suçu oluşur mu?
Bu sorunun tek bir cevabı yoktur. Belgenin hukuki işlemde nasıl kullanıldığı, aslının bulunup bulunmadığı ve fotokopinin somut olayda ispat gücü taşıyıp taşımadığı önemlidir. Yargılama sırasında belgenin niteliği ve aldatma kabiliyeti birlikte değerlendirilir.
İmzam taklit edilmişse ne yapmalıyım?
İmzanızın taklit edildiğini düşünüyorsanız gecikmeden Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunmanız ve mümkünse belgenin aslının muhafaza edilmesini sağlamanız önemlidir. Soruşturma sırasında imza incelemesi, bilirkişi raporu veya Adli Tıp Kurumu incelemesi yapılması gündeme gelebilir.
Özel belgede sahtecilik davasında görevli mahkeme hangisidir?
Kural olarak görevli mahkeme Asliye Ceza Mahkemesidir. Örneğin suçun Adana'da işlendiği iddiasıyla açılan davalar, görev ve yetki kuralları çerçevesinde Adana Asliye Ceza Mahkemesi tarafından görülmektedir.
Dava ne kadar sürer?
Yargılama süresi; dosyanın kapsamına, bilirkişi incelemelerine, tanık sayısına, delillerin toplanma sürecine ve mahkemenin iş yüküne göre değişmektedir. Bu nedenle tüm davalar için geçerli kesin bir süre vermek mümkün değildir.
Özel belgede sahtecilik suçunda avukatla temsil edilmek zorunlu mudur?
Kanunen her dosyada avukat bulundurma zorunluluğu bulunmamaktadır. Ancak belge incelemeleri, bilirkişi raporları ve usule ilişkin hakların etkin kullanımı nedeniyle soruşturma ve kovuşturma sürecinde ceza hukuku alanında deneyimli bir avukattan hukuki destek alınması hak kayıplarının önlenmesi bakımından önem taşır.
SONUÇ
Özel belgede sahtecilik suçu, bireyler arasındaki hukuki ilişkilerin güven içerisinde yürütülmesini sağlamayı amaçlayan ve kamu güvenini koruyan önemli suç tiplerinden biridir. Günlük yaşamda kullanılan kira sözleşmeleri, borç senetleri, ticari sözleşmeler, teslim tutanakları ve benzeri birçok belgenin gerçeğe aykırı şekilde düzenlenmesi veya değiştirilmesi, belirli şartların gerçekleşmesi hâlinde ceza hukuku bakımından sorumluluk doğurabilir.
Bununla birlikte, her belge üzerindeki usulsüzlük otomatik olarak özel belgede sahtecilik suçunu oluşturmaz. Belgenin hukuki sonuç doğurmaya elverişli olması, aldatma kabiliyetinin bulunması, failin kastı ve kanunun aradığı diğer unsurların somut olayın özelliklerine göre birlikte değerlendirilmesi gerekir. Ceza muhakemesinin temel ilkelerinden biri olan "şüpheden sanık yararlanır" ilkesi gereğince, mahkûmiyet kararı ancak suçun tüm unsurları kesin ve inandırıcı delillerle ispat edildiğinde verilebilir.
Uygulamada soruşturma aşamasında imza incelemeleri, grafolojik raporlar, dijital deliller ve tanık beyanları önemli rol oynamaktadır. Adana'da yürütülen soruşturmalarda Adana Cumhuriyet Başsavcılığı, kamu davasının açılması hâlinde ise Adana Asliye Ceza Mahkemesi görev yapmaktadır. Soruşturma ve kovuşturma sürecinde usul kurallarının doğru uygulanması, delillerin etkin şekilde değerlendirilmesi ve hakların korunması bakımından deneyimli bir Adana Ceza Avukatı veya Adana Ceza Hukuku Avukatından hukuki destek alınması sürecin sağlıklı yönetilmesine katkı sağlayabilir.
Sonuç olarak, özel belgede sahtecilik suçuna ilişkin her olay kendine özgü özellikler taşımaktadır. Bu nedenle olayın niteliği, belgenin hukuki statüsü ve mevcut deliller birlikte değerlendirilmeli; hukuki görüş oluşturulurken yürürlükteki mevzuat ve yerleşik yüksek mahkeme içtihatları esas alınmalıdır.
[1] “…özel belgede sahtecilik suçunda, gerçeğe aykırı belge düzenleme olarak tanımlanan içerik (fikri) sahteciliğine yer verilmemiş, yalnızca, "belgeyi sahte düzenleme" hareketine yer verilmiştir. “ Yargıtay 11.Ceza Dairesi, 16.09.2020 T, 2018/2437 E. , 2020/4521 K KARAR Yargıtay, bu kararında özel belgede sahtecilik suçunun oluşabilmesi için belgenin sahte olarak düzenlenmesi veya gerçek bir belgenin değiştirilmesi gerektiğini; yalnızca belge içeriğinin gerçeğe aykırı olmasının her durumda TCK m.207 kapsamında değerlendirilemeyeceğini belirtmiştir.
[2] “ Kambiyo senetlerinde yapılan sahteciliğin resmi belgede yapılmış sayılabilmesi için ilgili kambiyo senedinin Türk Ticaret Kanunu'nda öngörülen bütün unsurlarını taşıması gerekli olup; ayrıntıları Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulu'nun 14.12.1992 tarih ve 1/5 ve Ceza Genel Kurulu'nun 24.03.1998 gün ve 51/106 sayılı kararlarında açıklandığı üzere; kambiyo senetlerinde bulunması zorunlu olan keşide yerinin hiç bir duraksamaya meydan vermeyecek biçimde açık ve anlaşılır olması gerekmektedir. Dosya arasında bulunan suç konusu çek aslı üzerinde heyetimizce yapılan incelemede çekin keşide yeri bölümlerinde sadece tarihin yazılı olduğu görülmekle, belgenin çek vasfında bulunmadığı anlaşıldığından, eylemin TCK'nin 207. maddesi uyarınca özel belgede sahtecilik suçunu oluşturacağı gözetilmeden, resmi belgede sahtecilik suçundan mahkûmiyet hükmü kurulması” Yargıtay 11.Ceza Dairesi, 15.09.2020 T, 2018/2946 E. , 2020/4445 K. KARAR