Nitelikli kasten yaralama suçu nedir ve hangi durumlarda ceza ağırlaşır? Silahla yaralama, kemik kırığı, yüzde sabit iz veya hayati tehlike oluşturan yaralamalarda hangi cezalar uygulanır? Bu rehberde, Türk Ceza Kanunu'nun 86 ve 87. maddeleri kapsamında nitelikli kasten yaralama suçunun unsurlarını, ceza miktarlarını, soruşturma sürecini, görevli mahkemeyi ve Yargıtay uygulamasını güncel mevzuat doğrultusunda ayrıntılı olarak inceleyebilirsiniz.
Kasten yaralama suçu, kişilerin vücut dokunulmazlığını koruyan en temel ceza hukuku düzenlemelerinden biridir. Ancak her yaralama fiili aynı ağırlıkta değerlendirilmez. Yaralamanın işleniş şekli, mağdurun kimliği, kullanılan araç, meydana gelen zarar ve fiilin doğurduğu sonuçlar cezanın önemli ölçüde değişmesine neden olabilir. Bu nedenle Türk Ceza Kanunu, basit kasten yaralama ile daha ağır yaptırımları gerektiren nitelikli kasten yaralama hallerini birbirinden ayırmıştır.
Uygulamada özellikle silahla yaralama, kemik kırığına neden olma, yüzde sabit iz bırakılması, hayati tehlike oluşturacak şekilde yaralama veya kamu görevlisine karşı görevinden dolayı gerçekleştirilen saldırılar en sık karşılaşılan nitelikli yaralama dosyaları arasında yer almaktadır. Bu tür soruşturmalarda delillerin toplanma biçimi, adli raporların değerlendirilmesi ve olayın hukuki niteliğinin doğru belirlenmesi, hem mağdur hem de şüpheli açısından davanın sonucunu doğrudan etkileyebilmektedir.
Özellikle Adana Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturmalarda, adli tıp raporları, kamera kayıtları, tanık anlatımları ve olayın oluş şekli birlikte değerlendirilerek fiilin basit yaralama mı yoksa nitelikli kasten yaralama mı olduğu belirlenmektedir. Yargılama aşamasında ise dosyanın niteliğine göre Adana Asliye Ceza Mahkemesi veya kanunda öngörülen şartların oluşması halinde Adana Ağır Ceza Mahkemesi görevli olabilmektedir.
Bu makalede nitelikli kasten yaralama suçunun hukuki yapısı, Türk Ceza Kanunu'ndaki düzenlemeleri, uygulamada en çok karşılaşılan nitelikli haller, Yargıtay'ın yerleşik yaklaşımı, ceza miktarları, soruşturma ve kovuşturma süreci ile sanık ve mağdur açısından dikkat edilmesi gereken hukuki hususlar ayrıntılı şekilde incelenmektedir.
Nitelikli Kasten Yaralama Suçu Nedir?
Türk Ceza Kanunu'nda kasten yaralama suçu, temel olarak 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 86. maddesinde, bu suçun daha ağır yaptırımı gerektiren halleri ise 87. maddesinde düzenlenmiştir.
Kanun koyucu, her yaralama fiilini aynı ağırlıkta değerlendirmemiştir. Bazı durumlarda yaralamanın işleniş biçimi veya ortaya çıkan netice nedeniyle suç daha ağır cezalandırılmaktadır. İşte bu haller uygulamada nitelikli kasten yaralama olarak adlandırılmaktadır.
Nitelikli yaralama, bağımsız bir suç tipi olmaktan ziyade, temel kasten yaralama suçunun cezasını artıran özel durumları ifade eder. Dolayısıyla önce TCK'nın 86. maddesinde düzenlenen temel yaralama fiilinin gerçekleşmesi gerekir. Daha sonra olayda TCK'nın 87. maddesinde belirtilen ağırlaştırıcı nedenlerden biri veya birkaçı mevcut ise ceza artırılmaktadır.
Kanunun amacı yalnızca mağdurun uğradığı fiziksel zararı değil; aynı zamanda toplum düzenini daha ağır biçimde ihlal eden saldırıları daha etkin şekilde cezalandırmaktır.
Türk Ceza Kanunu'nda Kasten Yaralama Suçunun Koruduğu Hukuki Değer
Kasten yaralama suçuyla korunan temel hukuki değer, kişinin vücut dokunulmazlığıdır.
Vücut dokunulmazlığı yalnızca fiziksel bütünlüğü değil;
- Kişinin beden sağlığını,
- Ruhsal sağlığını,
- Organ bütünlüğünü,
- Hareket özgürlüğünü,
- Normal yaşam fonksiyonlarını
kapsayan geniş bir koruma alanına sahiptir.
Bu nedenle kişinin yalnızca kemiğinin kırılması veya bıçaklanması değil; geçici de olsa sağlık durumunun bozulmasına neden olan her türlü kasıtlı müdahale ceza hukuku bakımından değerlendirme konusu olabilmektedir.
Yerleşik yüksek mahkeme kararları uyarınca, yaralanmanın mutlaka ağır olması şart değildir. Tıbbi müdahale gerektiren veya mağdurun sağlığında geçici bozulmaya neden olan her kasıtlı fiil suçun oluşumu bakımından yeterli olabilmektedir.
Kasten Yaralama Suçunun Kanuni Unsurları
Bir fiilin kasten yaralama suçunu oluşturabilmesi için belirli hukuki şartların birlikte gerçekleşmesi gerekir.
Maddi Unsur
Suçun maddi unsurunu, mağdurun bedenine yönelik gerçekleştirilen hukuka aykırı saldırı oluşturur.
Bu saldırı;
- Yumruk atılması,
- Tekme vurulması,
- Bıçakla yaralama,
- Sopa kullanılması,
- Taş atılması,
- Ateşli silahla ateş edilmesi,
- Kesici veya delici alet kullanılması,
- Boğaz sıkılması,
- İtme veya düşürme
gibi pek çok farklı hareketle gerçekleştirilebilir.
Önemli olan, fiilin mağdurun bedeninde acı meydana getirmesi, sağlığının bozulmasına veya algılama yeteneğinin etkilenmesine neden olmasıdır.
Yargıtay 1.Ceza Dairesinin, 11.07.2023 T, 2022/1471E. , 2023/4935K. Sayılı ilamında geçen gerek Adli Tıp Raporu, gerek kararın içeriği gerekse karşı oy yazısı konunun anlaşılması bakımından son derece önemlidir.
Manevi Unsur
Kasten yaralama suçu yalnızca kasten işlenebilir.
Fail;
- Yaralama sonucunu bilmeli,
- Yaralama sonucunu istemeli,
- En azından sonucun gerçekleşmesini kabullenmelidir.
Dolayısıyla dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranış sonucu meydana gelen yaralanmalar kasten yaralama değil, taksirle yaralama suçunu oluşturabilir.
“Eğer kişi öldürme kastıyla hareket ediyor, netice öldürme ise kasten öldürmedir. Kişi öldürme kastıyla hareket ediyor, gerçekleşen netice yaralama ise kasten adam öldürmeye teşebbüstür. Ancak kasten yaralama kastıyla hareket edildi, adam öldürme gerçekleşti ise kastın aşılması suretiyle adam öldürme TCK 87/4 maddesidir.” [1]
Basit Kasten Yaralama ile Nitelikli Kasten Yaralama Arasındaki Fark
Uygulamada en çok karıştırılan hususlardan biri, basit yaralama ile nitelikli yaralama arasındaki ayrımdır.
Basit yaralamada;
- Yaralanmanın etkisi sınırlıdır.
- Sonuç daha hafiftir.
- Kanunda öngörülen ağırlaştırıcı nedenler bulunmaz.
Nitelikli yaralamada ise;
- Yaralama daha ağır sonuç doğurmuştur.
- Suç belirli kişilere karşı işlenmiştir.
- Silah kullanılmıştır.
- Kalıcı sakatlık oluşmuştur.
- Organ kaybı meydana gelmiştir.
- Hayati tehlike ortaya çıkmıştır.
- Kemik kırığı oluşmuştur.
- Yüzde sabit iz meydana gelmiştir.
Bu nedenle ceza miktarı önemli ölçüde artmaktadır.
TCK m.86 ve TCK m.87 Arasındaki Hukuki Sistematik
Türk Ceza Kanunu, yaralama suçunu iki temel aşamada düzenlemiştir.
İlk aşamada TCK m.86 kapsamında temel suç tanımlanmıştır.
Bu maddede;
- Vücuda acı verilmesi,
- Sağlığın bozulması,
- Algılama yeteneğinin etkilenmesi
yeterlidir.
İkinci aşamada ise TCK m.87 devreye girmektedir.
Bu maddede temel suç aynı kalmakta; ancak ortaya çıkan ağır neticeler nedeniyle ceza artırılmaktadır.
Kanun sistematiğinde dikkat edilmesi gereken önemli nokta şudur:
Öncelikle yaralama suçunun oluşup oluşmadığı belirlenir. Daha sonra mağdurun aldığı adli rapor, Adli Tıp Kurumu değerlendirmeleri ve diğer deliller ışığında 87. maddede sayılan ağırlaştırıcı nedenlerin bulunup bulunmadığı incelenir.
Bu nedenle uygulamada adli raporlar çoğu zaman davanın sonucunu belirleyen en önemli deliller arasında yer almaktadır.
Nitelikli Kasten Yaralama Suçunda Adli Tıp Raporunun Önemi
Nitelikli yaralama davalarının büyük kısmında hukuki değerlendirme doğrudan tıbbi raporlara dayanmaktadır.
Özellikle şu hususlar uzman hekimler tarafından belirlenmektedir:
- Yaralanmanın basit tıbbi müdahale ile giderilip giderilemeyeceği.
- Hayati tehlike bulunup bulunmadığı.
- Kemik kırığının derecesi.
- Organ kaybının oluşup oluşmadığı.
- Duyu kaybının meydana gelip gelmediği.
- Yüzde sabit izin oluşması.
- Kalıcı fonksiyon kaybı.
- Gebelik üzerindeki etkiler.
- Yaşam fonksiyonlarına etkisi.
Yerleşik yüksek mahkeme kararlarında da kabul edildiği üzere mahkemeler, ceza tayininde adli raporlarla bağlı olmamakla birlikte, teknik tespit gerektiren bu konularda uzman görüşüne büyük önem vermektedir.
Nitelikli Kasten Yaralama Halleri Nelerdir?
Türk Ceza Kanunu'nun 87. maddesi ile 86. maddesinin üçüncü fıkrasında düzenlenen hükümler birlikte değerlendirildiğinde, bazı yaralama fiilleri fail açısından daha ağır cezai sorumluluk doğurmaktadır. Bunun nedeni, kimi zaman mağdurun taşıdığı özel sıfat, kimi zaman suçun işleniş şekli, kimi zaman ise yaralamanın doğurduğu ağır sonuçlardır.
Kanun koyucu, toplum düzeni açısından daha ağır tehlike oluşturan bu fiilleri daha yüksek yaptırımlarla cezalandırmayı amaçlamıştır. Soruşturma aşamasında Adana Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından olayın tüm özellikleri değerlendirilirken; kovuşturma aşamasında mahkeme, adli raporlar, tanık anlatımları, kamera kayıtları ve diğer delilleri birlikte inceleyerek nitelikli halin gerçekleşip gerçekleşmediğine karar vermektedir.
Yerleşik yüksek mahkeme kararlarında da vurgulandığı üzere, yalnızca iddia edilen nitelikli halin varlığı yeterli değildir. Bu durumun somut delillerle ispatlanması gerekir.
Üstsoya, Altsoya, Eşe veya Boşandığı Eşe Karşı Yaralama
Türk Ceza Kanunu, aile bireylerine karşı gerçekleştirilen yaralama fiillerini toplum düzeni bakımından daha ağır değerlendirmiştir.
Bu kapsamda yaralamanın;
- Üstsoya,
- Altsoya,
- Eşe,
- Boşandığı eşe,
karşı işlenmesi halinde ceza artırılmaktadır.
Buradaki amaç yalnızca bireyin beden bütünlüğünü değil, aynı zamanda aile kurumunu ve aile içindeki güven ilişkisini de korumaktır.
Örneğin;
- Babanın oğlunu yaralaması,
- Oğlun annesine saldırması,
- Eski eşin diğer eski eşi darbetmesi,
- Eşlerden birinin diğerini bıçaklaması,
bu kapsamda değerlendirilmektedir.
Boşanmanın kesinleşmiş olması bu nitelikli halin uygulanmasına engel değildir. Kanun açık şekilde "boşandığı eş" ifadesini kullanmaktadır.
Yargıtay uygulamasında resmi nikâhın bulunması önem taşımaktadır. Sadece fiili birliktelikler veya imam nikâhı tek başına bu nitelikli halin uygulanmasına yeterli görülmemektedir.
Kardeşe Karşı Yaralama
Kanun, kardeşlere karşı işlenen yaralama fiillerini de ayrı bir ağırlaştırıcı neden olarak kabul etmiştir.
Burada;
- Anne bir kardeş,
- Baba bir kardeş,
- Anne ve baba bir öz kardeş
arasında herhangi bir ayrım yapılmamaktadır.
Kardeşlik bağının resmi nüfus kayıtlarıyla ispatlanması yeterlidir.
Beden veya Ruh Bakımından Kendisini Savunamayacak Kişiye Karşı Yaralama
Bazı kişiler fiziksel veya ruhsal durumları nedeniyle kendilerini koruyabilecek durumda olmayabilir.
Örneğin;
- İleri derecede engelliler,
- Bilinci kapalı kişiler,
- Yoğun bakım hastaları,
- Ağır ruhsal rahatsızlığı bulunan kişiler,
- Hareket kabiliyetini kaybetmiş hastalar,
bu kapsamda değerlendirilebilir.
Ancak her yaşlı veya hasta kişi otomatik olarak bu kategoriye girmez.
Mahkeme, mağdurun olay anındaki gerçek durumunu incelemektedir.
Yerleşik yüksek mahkeme kararlarında, mağdurun kendisini savunamayacak durumda olduğunun somut delillerle ortaya konulması gerektiği kabul edilmektedir.
Kamu Görevlisine Karşı Görevi Nedeniyle Yaralama
Kamu görevlisinin yalnızca kamu görevlisi olması yeterli değildir.
Yaralamanın;
- Görev sırasında,
- Görev nedeniyle,
- Kamu hizmetinin yürütülmesi sebebiyle
gerçekleşmesi gerekir.
Örneğin;
- Polis memurunun görev yaparken darbedilmesi,
- İcra memuruna saldırılması,
- Belediye zabıtasının yaralanması,
- Hakim veya savcıya görevinden dolayı saldırıda bulunulması,
bu kapsamda değerlendirilebilir.
Ancak görevle ilgisi bulunmayan tamamen kişisel bir tartışma sonucu meydana gelen yaralamalarda bu ağırlaştırıcı neden uygulanmayabilir.
Kamu Görevinin Sağladığı Nüfuzun Kötüye Kullanılması
Bu nitelikli halde mağdur değil, fail önem taşımaktadır.
Kamu görevlisi;
- Sahip olduğu resmi yetkiyi,
- Kamu gücünü,
- Makamını,
hukuka aykırı biçimde kullanarak yaralama suçunu işlerse cezası ağırlaşmaktadır.
Örneğin;
Yetkisini aşarak vatandaşı darbeden kamu görevlisi bakımından bu hüküm gündeme gelebilir.
Elbette her olay kendi somut özellikleri içerisinde değerlendirilmektedir.
Silahla Yaralama
Uygulamada en sık karşılaşılan nitelikli hallerden biri silahla yaralamadır.
Burada dikkat edilmesi gereken önemli husus, "silah" kavramının yalnızca ateşli silah anlamına gelmemesidir.
Türk Ceza Kanunu bakımından silah kavramı oldukça geniş yorumlanmaktadır.
Buna göre;
- Tabanca,
- Tüfek,
- Av tüfeği,
- Kurusıkı tabanca (somut olayın özelliğine göre),
- Bıçak,
- Satır,
- Kılıç,
- Demir çubuk,
- Sopa,
- Balta,
- Tornavida,
- Cam şişe,
- Zincir,
- Kesici veya delici aletler,
silah kapsamında değerlendirilebilmektedir.
Hatta bazı olaylarda;
- Taş,
- Tuğla,
- Masa ayağı,
- Çekiç,
- Tornavida,
gibi normal şartlarda günlük kullanım eşyası olan nesneler de kullanılış biçimine göre silah kabul edilebilmektedir.
Yerleşik yüksek mahkeme kararları, silahın niteliğinden çok kullanılış amacına ve yaralama üzerindeki etkisine önem vermektedir.
Silahla Yaralama Suçunda Adli Değerlendirme
Silah kullanılmış olması tek başına ağır ceza verilmesini gerektirmez.
Mahkeme ayrıca;
- Silahın niteliğini,
- Kullanılış şeklini,
- Darbe sayısını,
- Vurulan bölgeyi,
- Oluşan yaralanmayı,
- Failin kastını,
birlikte değerlendirir.
Örneğin;
Hayati bölgelere defalarca bıçak darbesi vurulması ile tek bir yüzeysel kesinin hukuki değerlendirmesi aynı değildir.
Bazı olaylarda öldürme kastı bulunup bulunmadığı da ayrıca incelenmektedir.
Canavarca Hisle Yaralama
Canavarca his kavramı uygulamada oldukça dar yorumlanmaktadır.
Failin yalnızca öfkeli olması yeterli değildir.
Davranışın;
- İnsanlık dışı,
- Aşırı acı çektirmeye yönelik,
- Olağan şiddet sınırlarını aşan,
bir özellik taşıması gerekir.
Yerleşik içtihatlarda her ağır darp olayının canavarca his kapsamında değerlendirilemeyeceği kabul edilmektedir.
Mağdurun Yerine Getirdiği Kamu Görevi Nedeniyle Yaralama
Kanun yalnızca mevcut kamu görevlisini değil, yerine getirdiği kamu hizmeti nedeniyle hedef alınan kişiyi de koruma altına almaktadır.
Örneğin;
Vergi incelemesi yapan memura, yaptığı işlem nedeniyle daha sonra saldırılması bu kapsamda değerlendirilebilir.
Burada önemli olan saldırının kamu görevinin yerine getirilmesiyle bağlantılı olmasıdır.
Kasten Yaralamanın Neticesi Sebebiyle Ağırlaşmış Halleri
Türk Ceza Kanunu'nun 87. maddesinin en kapsamlı düzenlemesi, yaralamanın meydana getirdiği ağır sonuçlara ilişkindir.
Kanun koyucu bazı sonuçların ortaya çıkmasını, cezanın önemli ölçüde artırılmasını gerektiren nedenler arasında saymıştır.
Bu sonuçlar arasında özellikle;
- Yaşamı tehlikeye sokan yaralanmalar,
- Organ kaybı,
- Duyu kaybı,
- Konuşma yeteneğinin kaybı,
- Yüzde sabit iz,
- Sürekli hastalık,
- Sürekli sakatlık,
- Gebenin çocuğunu düşürmesi,
- Kemik kırığı,
- Organ işlevinin zayıflaması,
uygulamada en sık karşılaşılan durumlardır.
Bu hallerin tamamı adli raporlarla belirlenmektedir. Yüzde sabit izin yeri, olaydan 6 ay sonra kati raporun alınmış olması son derece önemlidir. Sabit iz yine uygulama da gün ışığında, yaklaşık 1,5-2 metrelik mesafeden görülen, yüzdeki ten renginden farklı, belli bir uzunlukta ve ya miktarda “nedbe dokusu” olmalıdır.
Ten renginden 3cm nedbe dokusu ise sabit eser olarak değerlendirilir. Sürekli değişiklik meydana getirecek şekilde yaralanmışsa kişi bu durumda olaydan 18 ay sonra kati rapor alınmalıdır.
Mahkeme, uzman hekim değerlendirmeleri olmaksızın bu sonuçları kendiliğinden tespit edemez.
Yaralamanın Yaşamı Tehlikeye Sokması
Hayati tehlike kavramı uygulamada en fazla tartışılan konulardan biridir.
Hayati tehlikenin varlığı yalnızca yaralanmanın ağır görünmesine bağlı değildir.
Tıbben;
- Ölüm riskinin oluşması,
- Hayati organların zarar görmesi,
- Yoğun bakım gerektiren travmalar,
- İç organ yaralanmaları,
- Büyük damar yaralanmaları,
gibi durumlar değerlendirilmektedir.
Hayati tehlikenin bulunup bulunmadığı tamamen tıbbi değerlendirme konusudur.
Mahkeme bu konuda uzman raporuna dayanarak karar vermektedir.
Yaralamanın Kemik Kırığına veya Çıkığına Neden Olması
Nitelikli kasten yaralama davalarında en sık karşılaşılan ağırlaştırıcı nedenlerden biri, mağdurda kemik kırığı veya kemik çıkığı meydana gelmesidir. Ancak uygulamada önemli bir yanlış anlaşılma bulunmaktadır. Her kemik kırığı otomatik olarak aynı cezai sonucu doğurmaz.
Türk Ceza Kanunu'nun 87. maddesi uyarınca, yaralama sonucunda meydana gelen kırık veya çıkığın mağdurun yaşam fonksiyonlarına etkisi dikkate alınarak cezada artırım yapılmaktadır. Bu nedenle yalnızca kırığın varlığı değil, kırığın ağırlığı ve mağdur üzerindeki etkisi de önem taşır.
6 Derece kırık mevcuttur. Birinci derece “hafif” , ikinci, üçüncü derece “orta”, dördüncü, beşinci, altıncı derece “ağır” kırıktır.
Adli Tıp Kurumu tarafından hazırlanan raporlarda kırıklar, yaşam fonksiyonlarına etkilerine göre derecelendirilmektedir. Mahkeme de bu teknik değerlendirmeyi esas alarak cezanın artırılıp artırılmayacağına karar verir.
Yaralamanın Yüzde Sabit İz Bırakması
Uygulamada en çok tartışılan konulardan biri de yüzde sabit izdir.
Her yara izi yüzde sabit iz anlamına gelmez.
Bir izin bu kapsamda değerlendirilebilmesi için adli tıp kriterlerine göre;
- Kalıcı olması,
- İlk bakışta fark edilebilir nitelikte bulunması,
- İyileşme sürecinin tamamlanmış olması,
gerekmektedir.
Bu nedenle olaydan hemen sonra düzenlenen raporlarda çoğu zaman "yüzde sabit iz oluşup oluşmayacağı daha sonra değerlendirilecektir" şeklinde kayıt düşülmektedir.
Kesin değerlendirme genellikle iyileşme tamamlandıktan sonra yapılmaktadır.
Organlardan Birinin İşlevinin Sürekli Zayıflaması
Kanun yalnızca organ kaybını değil, organın işlevinde sürekli zayıflama meydana gelmesini de ağırlaştırıcı neden olarak kabul etmektedir.[2]
Örneğin;
- Kol hareketlerinin önemli ölçüde azalması,
- Parmakların tam kapanamaması,
- Görme seviyesinin ciddi şekilde düşmesi,
- İşitme kaybı,
- Çiğneme fonksiyonunun azalması,
gibi durumlar bu kapsamda değerlendirilebilir.
Burada "geçici" değil, sürekli bir fonksiyon kaybı aranır.
Organ veya Duyulardan Birinin İşlevinin Kaybedilmesi
Bu durum, organ işlevinin zayıflamasından daha ağır bir sonuçtur.
Örneğin;
- Bir gözün tamamen görme yeteneğini kaybetmesi,
- Bir kulağın tamamen işitme fonksiyonunu yitirmesi,
- Kolun kullanılamaz hale gelmesi,
- Elin tamamen işlevsiz kalması,
gibi durumlarda ceza önemli ölçüde artmaktadır.
Adli Tıp Kurumu raporları bu konuda belirleyici öneme sahiptir.
Konuşma Yeteneğinin Sürekli Kaybı
Yaralama sonucunda mağdurun konuşma yeteneğini tamamen veya sürekli biçimde kaybetmesi de kanunda ağırlaştırıcı neden olarak düzenlenmiştir.
Örneğin;
- Gırtlak yaralanmaları,
- Ses tellerinin kalıcı hasarı,
- Beyin travmasına bağlı konuşma kaybı,
bu kapsamda değerlendirilebilir.
Konuşmada geçici güçlük yaşanması ise tek başına bu hükmün uygulanması için yeterli değildir.
Çocuk Yapma Yeteneğinin Kaybolması
Türk Ceza Kanunu, mağdurun üreme yeteneğinin kalıcı olarak kaybolmasını da ağırlaştırıcı neden olarak kabul etmektedir.
Bu sonucun varlığı, yalnızca uzman hekim raporlarıyla tespit edilebilir.
Örneğin;
- Testislerin ağır hasar görmesi,
- Rahim veya yumurtalıkların işlevini kaybetmesi,
- Kalıcı kısırlık oluşması,
gibi durumlar bu kapsamda değerlendirilebilir.
Gebe Kadının Çocuğunu Düşürmesi
Mağdurun hamile olması ve yaralama fiili nedeniyle gebeliğin sona ermesi, Türk Ceza Kanunu'nda ayrıca düzenlenen ağırlaştırıcı sonuçlardan biridir.
Bu hükmün uygulanabilmesi için;
- Mağdurun gebe olması,
- Yaralama ile düşük arasında illiyet bağı bulunması,
- Bu ilişkinin tıbben ortaya konulması,
gerekmektedir.
Failin gebeliği bilip bilmemesi ise somut olayın özelliklerine göre değerlendirilmektedir.
İyileşmesi Olanaksız Hastalık veya Bitkisel Hayat
Kanunun en ağır sonuçlardan biri olarak kabul ettiği durumlardan biri de mağdurun;
- İyileşmesi mümkün olmayan bir hastalığa yakalanması,
- Sürekli bitkisel hayata girmesi,
halidir.
Bu tür olaylar oldukça ağır sonuç doğurduğundan ceza miktarı da önemli ölçüde artmaktadır.
Uygulamada özellikle ağır beyin travmaları bu kapsamda değerlendirilebilmektedir.
Ölümle Sonuçlanan Yaralama
Kasten yaralama amacıyla gerçekleştirilen fiilin mağdurun ölümüyle sonuçlanması halinde artık Türk Ceza Kanunu'nun 87. maddesindeki özel düzenleme uygulanmaktadır.
Burada dikkat edilmesi gereken en önemli husus, failin öldürme kastıyla değil yaralama kastıyla hareket etmiş olmasıdır.
Mahkeme şu ayrımı dikkatle yapmaktadır:
- Fail öldürmek amacıyla mı hareket etti?
- Yoksa yalnızca yaralamak isterken ölüm mü gerçekleşti?
Bu ayrım cezanın belirlenmesi bakımından son derece önemlidir.
Yerleşik yüksek mahkeme kararlarında öldürme kastının tespitinde;
- Darbelerin sayısı,
- Kullanılan aracın niteliği,
- Hedef alınan bölge,
- Olay öncesindeki husumet,
- Fiilin devam ettirilip ettirilmediği,
- Failin olay sonrası davranışları,
birlikte değerlendirilmektedir.
Kasten Yaralama ile Kasten Öldürmeye Teşebbüs Arasındaki Fark
Uygulamada en fazla tartışılan konulardan biri de budur.
Örneğin bıçakla gerçekleştirilen saldırılarda;
- Kaç darbe vurulduğu,
- Darbelerin nereye isabet ettiği,
- Hayati organların hedef alınıp alınmadığı,
- Failin saldırıyı kendi isteğiyle bırakıp bırakmadığı,
olayın hukuki niteliğini değiştirebilir.[3]
Bazı olaylarda mahkeme yaralama suçunun oluştuğunu kabul ederken, bazı olaylarda öldürmeye teşebbüs suçundan hüküm kurulabilmektedir.
Bu nedenle her bıçaklama olayı otomatik olarak öldürmeye teşebbüs sayılmadığı gibi, her ağır yaralama da yalnızca yaralama suçu kapsamında değerlendirilemez.
Bu noktada Yargıtay 1.Ceza Dairesinin, 23.06.2025 T, 2026/1880 E. , 2026/3216 K. Sayıl ilamında verilmiş karara karşı karşı oy gerekçesinin konunun anlaşılması bakımından önem arz ettiğini düşünmekteyiz.[4]
Nitelikli Kasten Yaralama Suçunda Kastın Önemi
Ceza hukukunda kast, failin iradesini ifade eder.
Mahkeme;
- Failin neyi amaçladığını,
- Sonucu öngörüp öngörmediğini,
- Sonucu isteyip istemediğini,
somut olayın tüm delilleri ışığında değerlendirir.
Kast doğrudan ikrarla ispatlanmaz.
Bunun yerine;
- Kamera kayıtları,
- Tanık anlatımları,
- Darbelerin niteliği,
- Olayın oluş şekli,
- Kullanılan alet,
birlikte incelenerek sonuca ulaşılır.
Olası Kastla Yaralama
Bazı olaylarda fail doğrudan yaralama sonucunu istemese bile, sonucun meydana gelebileceğini öngörmesine rağmen fiili gerçekleştirmektedir.
Bu durumda olası kast hükümleri gündeme gelebilir.[5]
Örneğin;
Kalabalığın bulunduğu bir ortama rastgele sert cisim fırlatılması sonucu bir kişinin yaralanması, olayın özelliklerine göre olası kast kapsamında değerlendirilebilir. Ancak bu değerlendirme her somut olayda ayrı ayrı yapılmaktadır.
Nitelikli Kasten Yaralama Suçunda Teşebbüs
Türk Ceza Kanunu'nda teşebbüs, failin işlemeyi kastettiği suçu elverişli hareketlerle icraya başlamasına rağmen, elinde olmayan nedenlerle suçun tamamlanamaması hâlinde gündeme gelir. Nitelikli kasten yaralama suçunda da teşebbüs hükümlerinin uygulanması mümkündür.
Örneğin failin mağdura bıçakla saldırmak istemesine rağmen üçüncü kişilerin müdahalesi nedeniyle yaralama fiilini gerçekleştirememesi veya ateşli silahla ateş ettiği hâlde merminin mağdura isabet etmemesi durumunda, somut olayın özelliklerine göre teşebbüs hükümleri değerlendirilebilir.
Ancak burada önemli olan husus, failin hangi suçu işlemeyi amaçladığının doğru belirlenmesidir. Çünkü bazı olaylarda teşebbüs edilen suç, kasten yaralama değil kasten öldürme olabilir. Bu ayrım, soruşturma ve kovuşturma sürecinde delillerin bütüncül değerlendirilmesiyle yapılmaktadır.
Yerleşik yüksek mahkeme kararlarında, kullanılan aracın niteliği, darbenin yönü, hedef alınan bölge, saldırının yoğunluğu ve failin olaydan sonraki davranışları birlikte değerlendirilerek kastın kapsamı belirlenmektedir.
İştirak Hükümleri
Bir yaralama fiilinin birden fazla kişi tarafından gerçekleştirilmesi mümkündür. Bu durumda Türk Ceza Kanunu'nun iştirak hükümleri uygulanır. İştirak kapsamında farklı sorumluluk türleri bulunmaktadır.
Müşterek Fail
Birden fazla kişinin ortak suç işleme kararıyla hareket ederek fiili birlikte gerçekleştirmesi hâlinde müşterek faillik söz konusu olur.
Örneğin iki kişinin birlikte mağduru darbetmesi ve her iki failin de fiil üzerinde ortak hâkimiyet kurması durumunda müşterek faillik gündeme gelebilir.
Azmettirme
Bir kişiyi suç işlemeye yönlendiren ve suç işleme kararını oluşturan kişi, azmettiren olarak sorumlu tutulabilir.
Örneğin bir kişinin, başka bir kişiye "git onu yarala" şeklinde talimat vermesi ve bu talimat doğrultusunda suçun işlenmesi hâlinde azmettirme hükümleri değerlendirilebilir.
Yardım Etme
Faile suçun işlenmesini kolaylaştıran kişi ise yardım eden sıfatıyla sorumlu olabilir.
Buna örnek olarak;
- Suçta kullanılacak bıçağı temin etmek,
- Kaçış aracını hazırlamak,
- Olay yerinde gözcülük yapmak,
gibi davranışlar gösterilebilir.
Elbette her olayın kendi koşulları içinde değerlendirilmesi gerekir.
Meşru Savunma
Nitelikli kasten yaralama suçlarında en sık ileri sürülen hukuka uygunluk nedenlerinden biri meşru savunmadır.
Türk Ceza Kanunu'nun 25. maddesi uyarınca, kişiye yönelmiş haksız bir saldırının mevcut olması ve savunmanın saldırıyı bertaraf etmek için zorunlu olması hâlinde fail cezalandırılmaz.
Meşru savunmanın uygulanabilmesi için genel olarak şu şartların birlikte bulunması gerekir:
- Haksız bir saldırı bulunmalıdır.
- Saldırı gerçekleşmekte olmalı veya gerçekleşmesi muhakkak olmalıdır.
- Savunma zorunlu olmalıdır.
- Savunma ile saldırı arasında ölçülülük bulunmalıdır.
Örneğin bıçaklı saldırıya uğrayan kişinin kendisini korumak amacıyla saldırganı etkisiz hâle getirmesi, somut olayın özelliklerine göre meşru savunma kapsamında değerlendirilebilir.
Buna karşılık saldırı sona erdikten sonra öfkeyle gerçekleştirilen misilleme niteliğindeki fiiller genellikle meşru savunma kapsamında kabul edilmez.
Haksız Tahrik
Yaralama davalarında en sık tartışılan ceza indirimi nedenlerinden biri de haksız tahriktir.
Türk Ceza Kanunu'nun 29. maddesine göre, fail haksız bir fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında suç işlemişse cezasında indirim yapılabilir.
Ancak her tartışma veya sözlü münakaşa haksız tahrik oluşturmaz.
Mahkeme özellikle;
- İlk haksız hareketin kimden geldiğini,
- Tahrikin ağırlığını,
- Tarafların davranışlarını,
- Olayın gelişim sürecini,
ayrıntılı olarak değerlendirir.
Yerleşik yüksek mahkeme kararlarında, haksız tahrikin uygulanabilmesi için fail üzerinde etkili olabilecek nitelikte bir haksız fiilin bulunması gerektiği kabul edilmektedir.
Görevli Mahkeme
Nitelikli kasten yaralama davalarında görevli mahkeme, isnat edilen suçun hukuki niteliğine ve kanunda öngörülen yaptırıma göre belirlenir.
Uygulamada birçok dosya Adana Asliye Ceza Mahkemesi'nde görülmektedir. Bununla birlikte, suçun niteliği ve kanuni düzenlemeler gereği ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren hâllerde yargılama Adana Ağır Ceza Mahkemesi tarafından yapılmaktadır.
Görev hususu kamu düzenine ilişkin olduğundan, mahkeme bu konuyu yargılamanın her aşamasında kendiliğinden dikkate alır.
Soruşturma Süreci Nasıl İşler?
Nitelikli kasten yaralama iddiasının öğrenilmesi üzerine soruşturma, yetkili Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülür.
Örneğin olayın Adana'da meydana gelmesi hâlinde soruşturma Adana Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülmektedir.
Bu süreçte genellikle şu işlemler yapılır:
- Mağdurun ifadesi alınır.
- Şüphelinin savunması alınır.
- Kamera kayıtları temin edilir.
- Tanıklar dinlenir.
- Olay yeri incelemesi yapılabilir.
- Adli raporlar dosyaya kazandırılır.
- Gerekli görülürse bilirkişi incelemesi yaptırılır.
- Deliller birlikte değerlendirilerek kamu davası açılıp açılmayacağına karar verilir.
Eksik soruşturma yapılması veya önemli delillerin toplanmaması, yargılama aşamasında hükmün isabetini doğrudan etkileyebilir.[6]
Adana Ceza Avukatının Hukuki Sürece Katkısı
Nitelikli kasten yaralama dosyaları, hem maddi ceza hukuku hem de ceza muhakemesi hukuku bakımından teknik değerlendirme gerektiren davalardır. Özellikle adli tıp raporlarının incelenmesi, kamera kayıtlarının analizi, tanık beyanlarının çelişkilerinin ortaya konulması ve hukuka aykırı delil iddialarının ileri sürülmesi, yargılamanın sonucunu etkileyebilir.
Bu nedenle soruşturma aşamasından itibaren deneyimli bir Adana Ceza Avukatı tarafından hukuki destek alınması; hem şüpheli veya sanığın savunma hakkının etkin şekilde kullanılmasına hem de mağdurun ceza muhakemesindeki haklarının korunmasına katkı sağlayabilir.
Etkin Pişmanlık Hükümleri Uygulanır mı?
Türk Ceza Kanunu'nda etkin pişmanlık hükümleri yalnızca kanunda açıkça düzenlenen suçlar bakımından uygulanmaktadır.
Kasten yaralama suçu bakımından genel anlamda uygulanabilecek bir etkin pişmanlık düzenlemesi bulunmamaktadır.
Ancak failin;
- Mağdurun zararını gidermesi,
- Tedavi giderlerini karşılaması,
- Samimi pişmanlık göstermesi,
- Yargılama sürecindeki olumlu davranışları,
mahkeme tarafından cezanın bireyselleştirilmesi kapsamında değerlendirilebilir.
Delillerin Önemi
Nitelikli kasten yaralama davalarının sonucu çoğu zaman delillerin niteliğine bağlıdır.
Özellikle aşağıdaki deliller büyük önem taşımaktadır:
- Kamera kayıtları,
- Olay yeri inceleme tutanakları,
- Adli muayene raporları,
- Kesin adli raporlar,
- Adli Tıp Kurumu raporları,
- Tanık beyanları,
- HTS kayıtları,
- Telefon görüntüleri,
- Fotoğraflar,
- Dijital deliller,
- Bilirkişi raporları.
Ceza yargılamasında mahkeme, bütün delilleri birlikte değerlendirerek vicdani kanaatine göre karar verir. Tek bir delile dayanılarak hüküm kurulması yerine, deliller arasındaki uyum ve çelişkiler de dikkate alınmaktadır.
Yargıtay'ın Nitelikli Kasten Yaralama Suçuna Yaklaşımı
Yargıtay'ın yerleşik uygulaması incelendiğinde, nitelikli kasten yaralama suçlarında bazı temel ilkelerin öne çıktığı görülmektedir.
Bunlardan başlıcaları şunlardır:
- Kastın belirlenmesinde olayın bütününün değerlendirilmesi gerekir.
- Adli tıp raporları teknik konularda belirleyici öneme sahiptir.
- Silah kavramı yalnızca ateşli silahlarla sınırlı değildir.
- Yüzde sabit iz ve organ kaybı gibi ağır sonuçlar uzman raporlarıyla kesin olarak ortaya konulmalıdır.
- Öldürme kastı ile yaralama kastı arasındaki ayrım, olayın tüm delilleri birlikte değerlendirilerek yapılmalıdır.
- Haksız tahrik ve meşru savunma iddiaları somut olayın özelliklerine göre ayrıntılı şekilde incelenmelidir.
Bu yaklaşım, yüksek mahkemenin istikrar kazanmış içtihatları doğrultusunda uzun yıllardır uygulanmaktadır.
Nitelikli Kasten Yaralama Suçunda Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar
Soruşturma veya kovuşturma sürecinde tarafların hak kaybı yaşamaması için bazı önemli noktalara dikkat edilmesi gerekir.
Özellikle;
- İlk ifade verilmeden önce hukuki durumun değerlendirilmesi faydalı olabilir.
- Sağlık raporlarının eksiksiz şekilde dosyaya sunulması önem taşır.
- Kamera kayıtlarının zamanında temin edilmesi delil kaybını önleyebilir.
- Tanıkların doğru ve eksiksiz şekilde bildirilmesi ispat açısından önemlidir.
- Adli Tıp Kurumu raporlarına gerektiğinde itiraz edilebileceği unutulmamalıdır.
- Olayın hukuki niteliği belirlenmeden yapılacak açıklamalar savunmayı olumsuz etkileyebilir.
- Şikâyete tabi olup olmadığı mutlaka somut olay özelinde değerlendirilmelidir.
Sonuç
Nitelikli kasten yaralama suçu, Türk Ceza Kanunu'nda vücut dokunulmazlığını koruyan en önemli suç tiplerinden biridir. Basit kasten yaralama suçundan farklı olarak, mağdurun taşıdığı özellikler, suçun işleniş şekli veya ortaya çıkan ağır neticeler nedeniyle daha ağır yaptırımlara bağlanmıştır.
Özellikle silahla işlenen yaralamalar, kamu görevlisine karşı görevinden dolayı gerçekleştirilen saldırılar, üstsoya veya altsoya yönelik fiiller ile kemik kırığı, organ kaybı, yüzde sabit iz, yaşamı tehlikeye sokan yaralanmalar ve ölümle sonuçlanan olaylar bakımından uygulanacak hükümler teknik ve ayrıntılı değerlendirme gerektirir.
Bu nedenle soruşturma aşamasında delillerin eksiksiz toplanması, adli tıp raporlarının doğru yorumlanması ve suç vasfının isabetli belirlenmesi büyük önem taşır. Özellikle Adana Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturmalarda ve devamında Adana Asliye Ceza Mahkemesi veya görevli hâllerde Adana Ağır Ceza Mahkemesi önünde görülen davalarda, olayın tüm hukuki yönleriyle değerlendirilmesi gerekir.
Her ceza dosyasının kendine özgü özellikler taşıdığı unutulmamalıdır. Bu nedenle soruşturma veya kovuşturma sürecinde deneyimli bir Adana Ceza Avukatından hukuki destek alınması, hem mağdurun hem de şüpheli ya da sanığın haklarının etkin şekilde korunmasına katkı sağlayabilir.
Sıkça Sorulan Sorular
Nitelikli kasten yaralama suçu nedir?
Nitelikli kasten yaralama, Türk Ceza Kanunu'nda düzenlenen temel kasten yaralama suçunun; mağdurun sıfatı, suçun işleniş şekli veya meydana gelen ağır sonuçlar nedeniyle daha ağır cezalandırılan hâlleridir.
Silahla yaralama suçunda her zaman hapis cezası verilir mi?
Silahla yaralama suçunda uygulanacak yaptırım; olayın özelliklerine, meydana gelen sonuca ve mahkemenin hukuki değerlendirmesine göre belirlenir. Her dosya kendi delilleri çerçevesinde değerlendirilir.
Kemik kırığı oluşması cezayı artırır mı?
Evet. Yaralama sonucunda kemik kırığı veya çıkığı meydana gelmesi hâlinde, kırığın mağdurun yaşam fonksiyonlarına etkisi dikkate alınarak cezada artırım yapılabilir.
Nitelikli kasten yaralama suçunda şikâyetten vazgeçmek davayı düşürür mü?
Hayır. Nitelikli kasten yaralama suçlarının önemli bir kısmı resen soruşturulur. Bu nedenle şikâyetten vazgeçilmesi her durumda kamu davasının sona ermesine yol açmaz.
Hangi Kırıklar Daha Ağır Sonuç Doğurur?
Her olay kendi özelliklerine göre değerlendirilmekle birlikte uygulamada;
- Kafatası kırıkları,
- Omurga kırıkları,
- Kalça kemiği kırıkları,
- Uzun kemik kırıkları,
- Birden fazla kemiğin kırılması,
genellikle daha ağır sonuç doğurabilmektedir.
Buna karşılık küçük bir parmak kemiğindeki kırık ile çok sayıda kemiğin parçalı kırığı aynı hukuki değerlendirmeye tabi tutulmaz.
Yerleşik yüksek mahkeme kararlarında da vurgulandığı üzere, ceza tayininde yalnızca "kırık vardır" tespiti yeterli görülmemekte; kırığın yaşam fonksiyonlarına etkisi dikkate alınmaktadır.
Kemik Çıkığı da Nitelikli Hal Sayılır mı?
Evet. Kanun yalnızca kemik kırığını değil, kemik çıkığını da açıkça düzenlemiştir.
Özellikle;
- Omuz çıkığı,
- Dirsek çıkığı,
- Kalça çıkığı,
- Diz kapağı çıkığı,
gibi durumlar adli raporla doğrulandığında ilgili hüküm uygulanabilmektedir.
Burada da temel ölçüt mağdurun yaşam fonksiyonlarının ne ölçüde etkilendiğidir.
Yaralamanın Yüzde Sabit İz Bırakması Durumunda Estetik Operasyon Yapılması Sonucu Değiştirir mi?
Mağdurun estetik ameliyat yaptırmış olması tek başına yüzde sabit izin hiç oluşmadığı anlamına gelmez. Mahkeme, olayın meydana geldiği tarihte oluşan zararı esas alır. Ancak ameliyatın etkisi de bilirkişi raporları çerçevesinde değerlendirilmektedir.
Şikâyet Gerekli midir?
Kasten yaralama suçunda şikâyet şartı, suçun işleniş şekline göre değişmektedir.
Basit yaralama suçunun bazı hâlleri şikâyete bağlıdır.
Buna karşılık nitelikli yaralama suçları resen soruşturulur.
Dolayısıyla mağdurun sonradan şikâyetinden vazgeçmesi, kamu davasının düşmesine her zaman yol açmaz.
Bu nedenle uygulamada "şikâyetimi geri aldım, dava kapanır" şeklindeki yaygın düşünce her olay bakımından doğru değildir.
Uzlaştırma Kapsamında mıdır?
Basit yaralamanın bazı şekilleri uzlaştırma kapsamında değerlendirilebilirken, nitelikli kasten yaralama suçları kural olarak uzlaştırmaya tabi değildir.
Bu nedenle soruşturmanın başında suç vasfının doğru belirlenmesi büyük önem taşır.
Tutuklama Tedbiri Uygulanabilir mi?
Nitelikli kasten yaralama suçlarında tutuklama otomatik olarak uygulanmaz.
Tutuklama, Ceza Muhakemesi Kanunu'nda düzenlenen şartların varlığı hâlinde başvurulabilecek istisnai bir koruma tedbiridir.
Mahkeme veya sulh ceza hâkimliği;
- Kuvvetli suç şüphesinin bulunup bulunmadığını,
- Delil karartma ihtimalini,
- Kaçma şüphesini,
- Tanıklar üzerinde baskı kurulması riskini,
ayrı ayrı değerlendirir.
Bu nedenle aynı nitelikte görünen iki dosyada farklı koruma tedbirleri uygulanması mümkündür.
Cezanın Ertelenmesi Mümkün müdür?
Mahkeme tarafından verilen hapis cezasının ertelenmesi de belirli şartların gerçekleşmesine bağlıdır.
Cezanın ertelenmesi değerlendirilirken özellikle;
- Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olup olmadığı,
- Yargılama sürecindeki tutum ve davranışları,
- Yeniden suç işleyip işlemeyeceğine ilişkin kanaat,
- Verilen cezanın süresi,
gibi hususlar dikkate alınmaktadır.
Erteleme kararı verilmesi hâlinde sanık belirlenen denetim süresi içerisinde yükümlülüklere uygun davranırsa ceza infaz edilmez. Ancak bu kurum her dosyada uygulanabilecek bir hak değil, kanunda öngörülen şartların gerçekleşmesi hâlinde mahkeme tarafından değerlendirilebilecek bir imkândır.
[1] Osman Atalay, Uluslararası Katılımlı 18.Adli Tıp Günleri Kongre Kitabı, syf:90
[2] “sanıkla katılan arasında öldürmeyi gerektirir herhangi bir husumetin bulunmaması, suçta kullanılan bıçak öldürme eylemini gerçekleştirmeye elverişli olduğu halde, sanığın beş darbesinden yalnızca bir tanesinin iç organ ve damar harabiyeti meydana getirmeksizin hayati tehlikeye yol açıp, diğerlerinin ise basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek nitelikte olması, sanığın yaralı halde kaçan katılanı yakalayıp eylemine devam etme imkanı varken devam etmemiş bulunması hususları birlikte göz önüne alındığında, sanığın eyleminin kasten yaralama olarak kabulü gerekmektedir. “Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 24.12.2013 tarihli, 2013/716 E., 2013/627 K. , KARAR
[3] “Tüm dosya kapsamına göre taraflar arasında olay öncesinde öldürmeyi gerektirecek derecede ciddi bir husumet bulunmadığı, sanığın katılanı ateşli silahla vücudunun alt kısmını hedef alarak, hayati tehlikeye neden olamayacak, kemik kırığı ve işlev zayıflaması oluşturacak şekilde yaraladığı, sanığın silahında mermi olduğu halde ateşlemediği hususları bir bütün halinde değerlendirildiğinde; katılanda meydana gelen yaralanmaların niteliğine göre kasten yaralama suçundan temel cezanın üst sınıra yakın şekilde tayini suretiyle hüküm kurulması yerine yazılı şekilde suçun nitelendirilmesinde yanılgıya düşülerek kasten öldürmeye teşebbüs suçundan cezalandırılması şeklindeki sayın çoğunluğun görüşüne katılmamaktayım.” KARAR
[4]”Mahkemece, genel yargılama hükümleri gereğince duruşma açılmalı ve hükümlünün şikâyetçi Y.’ye yönelik eyleminin kast ile mi yoksa iddia edildiği gibi olası kast ile mi gerçekleştirmiş olduğunun değerlendirilmesi ve sonucuna göre hükümlünün hukukî durumunun belirlenmesinin gerektiği anlaşılmıştır.” Yargıtay 1.Ceza Dairesi, 06.02.2023 T , 2023/825E. , 2023/302 K. KARAR
[5] “şikâyetçinin şüphelinin kendisine vurduğuna ilişkin beyanları ile adlî muayene raporuna göre burunda çatlak bulunduğu anlaşılmakla, şikâyetçinin kesin adlî raporunun alınmasının ardından şüpheli kasten yaralama suçundan kamu davası açılmasının değerlendirilmesi gerektiği hâlde kovuşturmaya yer olmadığına dair karara yönelik itirazın bu nedenle kabulü yerine reddine karar verilmesi, Kanun’a aykırı olup kanun yararına bozma talebi yerinde görülmüştür.” Yargıtay 1.Ceza Dairesi, 04.05.2026 T, 2026/2520 E . , 2026/3534 K. KARAR