Vakıf veya dernek tüzel kişiliklerinin araç olarak kullanılması suretiyle nitelikli dolandırıcılık suçu nedir? Bir vakıf veya derneğin güvenilirliği kullanılarak kişilerden para alınması hâlinde nitelikli dolandırıcılık gündeme gelir mi? Cezası ve Yargıtay kararları ile bilmeniz gerekenler.
I-Dolandırıcılık Suçunun Hukuki Niteliği, Kanun Koyucunun Amacı ve Vakıf veya Dernek Tüzel Kişiliğinin Araç Olarak Kullanılması Kavramı
Malvarlığına karşı suçlar, bireylerin ekonomik varlığını korumayı amaçlayan ve Türk Ceza Kanunu'nda önemli bir yer tutan suç tipleri arasında yer almaktadır. Bu suçlar içerisinde dolandırıcılık suçu, yalnızca mağdurun malvarlığına zarar vermesi nedeniyle değil, aynı zamanda insan iradesini hile yoluyla sakatlaması nedeniyle de özel bir öneme sahiptir. Hırsızlık suçunda fail malı gizlice alırken, dolandırıcılık suçunda mağdur bizzat kendi iradesiyle malvarlığı üzerinde tasarrufta bulunur. Ancak bu irade, fail tarafından oluşturulan hileli davranışlar nedeniyle hukuken sakatlanmıştır.
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 157. maddesinde düzenlenen basit dolandırıcılık suçu, hileli davranışlarla bir kimsenin aldatılması ve bu aldatmanın sonucu olarak fail veya üçüncü kişi lehine haksız menfaat sağlanmasını yaptırıma bağlamaktadır. Kanun koyucu bununla yetinmemiş; bazı yöntemlerin toplum bakımından daha ağır tehlike oluşturduğunu kabul ederek 158. maddede çeşitli nitelikli dolandırıcılık hâllerini ayrıca düzenlemiştir.
Bu nitelikli hâllerden biri de vakıf veya dernek tüzel kişiliklerinin araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçudur. Uygulamada özellikle internet üzerinden yardım kampanyaları, sahte burs ilanları, deprem veya afet bağışı toplama girişimleri, sosyal medya hesapları üzerinden gerçekleştirilen bağış çağrıları ve telefon yoluyla yürütülen yardım toplama faaliyetlerinde bu suç tipiyle sıklıkla karşılaşılmaktadır.
Bu makalede Hayırseverlik Maskesi Altında Vurgun: Vakıf ve Dernek Dolandırıcılığı üzerinde kapsamlı şekilde durulacak, zaman zaman öğreti ama daha çok Yargıtay uygulamaları üzerinden konunun derinlemesine analizi yapılacaktır.
Bir Adana Ceza Avukatı açısından değerlendirildiğinde, bu dosyalar çoğu zaman yalnızca klasik bir dolandırıcılık soruşturması niteliğinde değildir. Çünkü soruşturmanın merkezinde çoğu kez dijital deliller, elektronik haberleşme kayıtları, banka transferleri, IP verileri, sosyal medya içerikleri ve tüzel kişiliğe duyulan güvenin hangi ölçüde istismar edildiği yer almaktadır. Bu nedenle suç vasfının doğru belirlenmesi, soruşturmanın en kritik aşamalarından biridir.
Dolandırıcılık Suçunun Hukuki Niteliği
Dolandırıcılık suçu, öğretide "hileli davranışlarla iradenin fesada uğratılması sonucu gerçekleştirilen malvarlığı suçu" olarak tanımlanmaktadır.
Suçun temel özelliği, mağdurun malvarlığına yönelik tasarrufu bizzat kendisinin gerçekleştirmesidir. Ne var ki bu tasarruf serbest iradenin ürünü değildir; fail tarafından oluşturulan aldatıcı görünümün sonucudur.
Bu nedenle dolandırıcılık suçunda korunan hukuki değer yalnızca malvarlığı değildir.
Öğretide genel kabul gören görüşe göre;
- bireyin malvarlığı,
- irade özgürlüğü,
- ekonomik hayata duyulan güven,
- toplumsal dürüstlük ilkesi
birlikte korunmaktadır.
Nitelikli dolandırıcılık hâllerinde ise korunan hukuki değer daha da genişlemektedir. Kanun koyucu, bazı kurum ve kuruluşlara toplumun duyduğu güvenin kötüye kullanılmasını ayrıca yaptırıma bağlayarak yalnızca mağdurun değil, kamu düzeninin de korunmasını amaçlamıştır.
Kanun koyucu burada "vakfın zarar görmesini" cezalandırmamaktadır.
Yaptırım altına alınan fiil, toplumun bu kurumlara duyduğu güvenin hile aracı hâline getirilmesidir.
Bu nedenle çoğu dosyada vakıf veya dernek de aslında suçtan zarar gören konumundadır.
Örneğin;
- bir vakfın internet sitesi taklit edilmiş olabilir,
- vakfın logosu izinsiz kullanılabilir,
- gerçek olmayan bağış kampanyası düzenlenebilir,
- dernek yöneticisi sıfatı uydurulabilir,
- sahte makbuz bastırılabilir.
Bu olayların ortak noktası, mağdurun parayı faile değil, güven duyduğu kuruma verdiğini zannetmesidir.
Kanun koyucunun cezalandırdığı husus tam olarak budur.
II-Suçun Maddi Unsuru, "Araç Olarak Kullanma" Ölçütü ve Basit Dolandırıcılıktan Ayrıldığı Noktalar
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 158. maddesinde düzenlenen nitelikli dolandırıcılık hâllerinin ortak özelliği, failin mağdur üzerinde oluşturduğu güven ilişkisinin olağan dolandırıcılık suçuna göre çok daha güçlü ve korumaya değer bir hukuki zemine dayanmasıdır. Kanun koyucu, bazı kişi ve kurumların toplum nezdinde sahip olduğu itibar ve güvenilirliğin istismar edilmesini, hile unsurunu ağırlaştıran bir neden olarak kabul etmiştir.
Bu yaklaşımın temelinde yalnızca mağdurun ekonomik kaybı değil, aynı zamanda kamu düzeninin ve toplumsal güvenin korunması düşüncesi bulunmaktadır. Gerçekten de vakıf ve dernekler, Anayasa'nın güvence altına aldığı örgütlenme özgürlüğünün somut yansımalarından biridir. Eğitim, sağlık, kültür, sosyal yardım, afet organizasyonları ve benzeri birçok alanda faaliyet gösteren bu tüzel kişiliklere duyulan güven, bireylerin ekonomik kararlarını doğrudan etkileyebilmektedir.
İşte bu nedenle TCK m.158/1-d'nin uygulanabilmesi için, failin yalnızca hileli davranışlarda bulunması yeterli görülmemiş; hilenin vakıf veya dernek tüzel kişiliğinin sağladığı kurumsal güven üzerinden gerçekleştirilmesi aranmıştır.
Bu husus, özellikle Adana Ağır Ceza Mahkemesi önüne gelen nitelikli dolandırıcılık davalarında suç vasfının belirlenmesi bakımından belirleyici öneme sahiptir. Zira uygulamada birçok dosyada tartışma, "vakıf adının geçmesi" ile "vakıf tüzel kişiliğinin araç olarak kullanılması" arasındaki hukuki ayrım üzerinde yoğunlaşmaktadır.
Maddenin uygulamasında en çok tartışılan kavram "araç olarak kullanılması" ibaresidir.
Kanun dikkatle incelendiğinde görülmektedir ki, burada "vakfın adının geçmesi" yeterli görülmemiştir.
Kanun koyucu özellikle "araç olarak kullanılması" şartını aramıştır.
Bu ifade, ceza hukukunun lafzî yorumunun ötesinde amaçsal yorumunu da gerekli kılar.
Araç olarak kullanma; vakıf veya dernek tüzel kişiliğinin, mağdurun güvenini kazanmak amacıyla hile mekanizmasının ayrılmaz bir parçası hâline getirilmesini ifade eder.
Başka bir anlatımla, mağdurun aldanmasının temel sebebi vakıf veya derneğe duyduğu güven olmalıdır.
Eğer mağdur, kurumun adı kullanılmamış olsaydı aynı tasarrufu yapmayacak idiyse, araç olarak kullanma unsurunun gerçekleştiğinden söz edilebilir.
Buna karşılık failin konuşmasının herhangi bir yerinde bir derneğin adını zikretmesi tek başına yeterli değildir.
Aynı şekilde failin cebinde gerçek bir vakfa ait eski bir kimlik kartı taşıması da, bu kart mağdurun iradesini etkilemiyorsa tek başına TCK m.158/1-d'nin uygulanmasına imkân vermez.
Bu nedenle uygulamada her olay, kullanılan hilenin niteliği ve mağdurun hangi nedenle aldatıldığı bakımından ayrı ayrı değerlendirilmelidir.
Suçun Maddi Unsuru
Dolandırıcılık suçunun maddi unsuru, birbirini tamamlayan dört temel unsurdan oluşmaktadır.
Bunlar;
- hileli davranış,
- mağdurun aldatılması,
- mağdurun aldatılmasının sonucu olarak malvarlığı üzerinde tasarrufta bulunması,
- fail veya üçüncü kişi lehine haksız menfaat sağlanmasıdır.
Bu dört unsurdan herhangi birinin bulunmadığı durumda dolandırıcılık suçundan söz edilmesi mümkün değildir.
Nitelikli hâller bakımından ise bunlara ek olarak, kanunda belirtilen ağırlaştırıcı nedenlerden birinin gerçekleşmesi gerekir.
İnceleme konumuz bakımından bu ağırlaştırıcı neden, vakıf veya dernek tüzel kişiliğinin araç olarak kullanılmasıdır.
"Araç Olarak Kullanılması" Kavramının Hukuki Anlamı
"Araç" kelimesi Türk Dil Kurumu sözlüğünde , bir sonuca ulaşmak için kullanılan vasıta olarak tanımlanmaktadır. Ceza hukuku bakımından ise bu kavram, suçun icrasında kullanılan ve suçun işlenmesini kolaylaştıran unsur anlamına gelir.
Bu çerçevede TCK m.158/1-d bakımından cevaplanması gereken temel soru şudur:
Fail, mağdurun güvenini kazanabilmek için gerçekten vakıf veya dernek tüzel kişiliğini mi kullanmıştır, yoksa kurumun adı yalnızca olayın tali bir unsurunu mu oluşturmaktadır?
Kanaatimizce bu ayrım yapılmaksızın verilecek her karar, kanun koyucunun iradesini aşan genişletici bir ceza hukuku yorumuna yol açacaktır.
Hile Kavramı
Ceza hukukunda hile, yalnızca yalan söylemek değildir.
Basit bir yalan ile cezalandırılabilir nitelikte hile arasında önemli fark bulunmaktadır.
Öğretide genel kabul gören yaklaşıma göre hile;
"Mağdurun denetleme olanağını ortadan kaldıracak veya önemli ölçüde güçleştirecek yoğunlukta aldatıcı davranış"
olarak kabul edilmektedir.
Dolayısıyla;
"Ben şu dernekte çalışıyorum."
şeklindeki tek bir söz her olayda yeterli olmayabilir.
Buna karşılık;
- sahte görev kimliği gösterilmesi,
- dernek antetli belge hazırlanması,
- kurumsal e-posta görünümü verilmesi,
- gerçek internet sitesinin birebir kopyasının oluşturulması,
- bağış makbuzu düzenlenmesi,
- resmi logoların kullanılması,
- sosyal medya hesaplarının doğrulanmış hesap görünümünde hazırlanması
gibi davranışlar birlikte değerlendirildiğinde artık çok daha güçlü bir hile mekanizması ortaya çıkmaktadır.
Burada önemli olan davranışların sayısı değil, mağdur üzerindeki aldatıcılık gücüdür.
İspat Bakımından Özellik Arz Eden Hususlar
Bir Adana Ceza Avukatı bakımından bu dosyaların belki de en kritik yönü, suçun maddi unsurunun büyük ölçüde dijital deliller üzerinden ispat edilmeye çalışılmasıdır.
Örneğin;
- WhatsApp yazışmaları,
- Telegram grupları,
- SMS kayıtları,
- elektronik posta içerikleri,
- banka dekontları,
- FAST ve EFT kayıtları,
- IBAN hareketleri,
- IP log kayıtları,
- sosyal medya hesaplarının oluşturulma bilgileri,
- alan adı (domain) kayıtları,
- internet sitesi ekran görüntüleri
çoğu zaman soruşturmanın temel delillerini oluşturmaktadır.
Ancak burada önemli olan yalnızca bu delillerin varlığı değildir.
Savcılık makamının ispat etmesi gereken asıl husus, mağdurun para transferini vakıf veya dernek tüzel kişiliğine duyduğu güven nedeniyle gerçekleştirdiğidir.
Bu bağ kurulamadığında, olay basit dolandırıcılık kapsamında değerlendirilebilir.
Adana Ağır Ceza Mahkemesi Uygulaması Açısından Değerlendirme
Uygulamada Adana Ağır Ceza Mahkemesi önüne gelen nitelikli dolandırıcılık dosyalarında en sık karşılaşılan hukuki tartışmalardan biri, eylemin gerçekten TCK m.158/1-d kapsamında kalıp kalmadığıdır.
Özellikle internet üzerinden işlenen suçlarda, failin kullandığı logonun gerçek olup olmadığı, internet sitesinin hangi tarihte oluşturulduğu, alan adının gerçek kuruma benzer şekilde seçilip seçilmediği, mağdurun hangi iletişim kanalı üzerinden yönlendirildiği ve banka hesabının kim adına açıldığı gibi teknik ayrıntılar, suç vasfının belirlenmesinde belirleyici rol oynayabilir.
Bu nedenle soruşturma aşamasında yapılacak eksik bir dijital inceleme veya zamanında muhafaza edilmeyen elektronik veriler, maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasını güçleştirebilir. Bu yönüyle bakıldığında, nitelikli dolandırıcılık dosyaları yalnızca klasik ceza hukuku bilgisiyle değil, aynı zamanda bilişim delillerinin değerlendirilmesi konusunda da uzmanlık gerektirmektedir.
Bir Adana Ceza Avukatı açısından bu suç tipinin en önemli yönü, çoğu dosyada suç vasfının tartışmalı olmasıdır.
Özellikle Adana Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturmalarda, ilk aşamada dosyanın TCK m.157 kapsamında mı yoksa TCK m.158/1-d kapsamında mı değerlendirileceği, hem soruşturmanın kapsamını hem de görevli mahkemeyi doğrudan etkileyebilir.
Nitelikli dolandırıcılık iddiasıyla açılan kamu davalarında görevli mahkeme Adana Ağır Ceza Mahkemesi olacaktır. Buna karşılık olayın nitelikli hâli oluşturmadığının değerlendirilmesi durumunda görev konusu farklılaşabilecektir. Bu nedenle suç vasfına ilişkin hukuki tartışmalar yalnızca teorik bir mesele değil, aynı zamanda yargılamanın usulünü belirleyen temel bir konudur.
Uygulamada özellikle sosyal medya üzerinden yardım kampanyası düzenlenmesi, sahte dernek hesapları açılması, gerçek vakıfların kurumsal kimliklerinin taklit edilmesi veya internet sitelerinin benzerlerinin oluşturulması gibi olaylarda, dijital delillerin eksiksiz şekilde toplanması ve bu delillerin hukuka uygun yöntemlerle değerlendirilmesi büyük önem taşır. Savunma makamı bakımından da iddia edilen hilenin gerçekten vakıf veya dernek tüzel kişiliğine duyulan güvenden kaynaklanıp kaynaklanmadığı ayrıntılı şekilde incelenmelidir.
TCK m.158/1-d'nin uygulanabilmesi bakımından belirleyici ölçüt, vakıf veya dernek adının herhangi bir şekilde zikredilmiş olması değildir. Esas olan, tüzel kişiliğin sağladığı kurumsal güvenin fail tarafından hile mekanizmasının asli unsuru hâline getirilmiş olmasıdır. Bu nedenle her somut olayda, mağdurun iradesini etkileyen unsurun ne olduğu titizlikle araştırılmalı; suç vasfı, kanun metninin lafzı kadar amacı da gözetilerek belirlenmelidir.
III-TCK m.158/1-d'nin Hukuki Yorumu ve Yargıtay Uygulamasının Analizi
Ceza hukukunda yorum faaliyetinin başlangıç noktası kanun metnidir. Ancak özellikle nitelikli suç tiplerinde yalnızca lafzî yorum çoğu zaman doğru sonuca ulaştırmaz. Kanun koyucu, TCK'nın 158. maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinde "vakıf veya dernek adının kullanılması" dememiş, bilinçli şekilde "vakıf veya dernek tüzel kişiliklerinin araç olarak kullanılması" ifadesini tercih etmiştir.
Bu tercih, kanun tekniği bakımından son derece önemlidir. Çünkü "araç olarak kullanma" kavramı, suçun maddi unsuruna eklenen nitelikli bir güven ilişkisini ifade etmektedir. Kanun koyucu burada cezalandırdığı olgunun, yalnızca bir kurumun isminin telaffuz edilmesi olmadığını; o kurumun toplumsal güvenilirliğinin fail tarafından hile mekanizmasının merkezine yerleştirilmesini amaçladığını ortaya koymuştur.
Başka bir ifadeyle, TCK m.158/1-d bakımından ağırlaştırıcı neden, vakıf veya dernek ismi değildir; kurumsal güvenin istismar edilmesidir.
Bu ayrım uygulamada çoğu zaman gözden kaçmaktadır. Özellikle soruşturma aşamasında, iddianamelerde yalnızca bir dernek veya vakıf adının geçmesi nedeniyle TCK m.158/1-d'nin uygulanması gerektiği yönünde değerlendirmelere rastlanabilmektedir. Oysa kanun metni, böyle genişletici bir yoruma izin vermemektedir
Nitekim Yargıtay da istikrarlı uygulamasında bu noktaya özellikle vurgu yapmaktadır. Yargıtay 15. Ceza Dairesi'nin uygulamasında açıkça ifade edildiği üzere, TCK m.158/1-d'nin uygulanabilmesi için yalnızca kamu kurumu, vakıf veya derneğin adının kullanılması yeterli değildir; bu kurum veya kuruluşun maddi varlığının suçun işlenmesinde araç olarak kullanılması gerekir.
Bu tespit, madde uygulaması bakımından son derece önemlidir.
Çünkü uygulamada çoğu zaman şu hata yapılmaktadır:
Fail telefonda;
"Ben X Derneğinden arıyorum."
demektedir.
Bunun üzerine bazı soruşturmalarda doğrudan TCK m.158/1-d uygulanmaktadır.
Oysa Yargıtay'ın ortaya koyduğu ölçüt bundan daha ağırdır.
Gerçekten;
- derneğin kurumsal yapısı,
- makbuzları,
- kimliği,
- belgeleri,
- organizasyonu,
- kurumsal görünümü
suçun işlenmesinde aktif biçimde kullanılmalıdır
Bir Adana Ceza Avukatı açısından bu suç tipinin en önemli yönlerinden biri, soruşturmanın henüz ilk aşamasında suç vasfına ilişkin doğru hukuki nitelendirmenin yapılmasıdır.
Örneğin Adana Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen bir soruşturmada, failin yalnızca bir dernek ismini kullanmış olması ile dernek tüzel kişiliğinin kurumsal kimliğini suçun işlenmesinde aktif şekilde araç hâline getirmesi arasında önemli bir hukuki fark bulunmaktadır.
Bu ayrım, doğrudan görevli mahkemeyi ve yargılamanın kapsamını etkileyebilir. Nitelikli dolandırıcılık suçundan açılan kamu davaları Adana Ağır Ceza Mahkemesi tarafından görülmektedir. Bu nedenle iddianamenin düzenlenmesi aşamasında suç vasfının doğru belirlenmesi, hem sanığın savunma hakkı hem de maddi gerçeğin ortaya çıkarılması bakımından büyük önem taşır.
Uygulamada özellikle internet üzerinden bağış toplama, sahte sosyal medya hesapları oluşturma, vakıf logolarını izinsiz kullanma ve elektronik bağış makbuzları düzenleme gibi yöntemlerin giderek yaygınlaştığı görülmektedir. Bu dosyalarda bilişim incelemeleri, banka hareketleri, alan adı (domain) kayıtları ve elektronik iletişim verileri çoğu zaman belirleyici delil niteliği taşımaktadır.
Vakıf ve Dernek Tüzel Kişiliklerinin Ceza Hukukundaki Konumu
Türk hukukunda vakıf ve dernekler özel hukuk tüzel kişileridir.
Bu tüzel kişilikler;
- hak sahibi olabilir,
- borç altına girebilir,
- hukuki işlem yapabilir,
- davacı veya davalı olabilir.
Ancak ceza hukuku bakımından önemli olan husus, bu tüzel kişiliklerin suçun faili değil, çoğu durumda suçta kullanılan araç veya suçtan zarar gören konumunda bulunmalarıdır.
Örneğin;
Bir fail gerçek bir yardım vakfının internet sitesini kopyalayarak bağış toplarsa, çoğu durumda vakıf suçun faili değil, kimliği ve itibarı kötüye kullanılan kurum durumundadır.
Bu ayrım özellikle soruşturmalarda önemlidir.
Çünkü uygulamada bazen mağdurun "vakıf" olması ile "vakfın araç olarak kullanılması" kavramları birbirine karıştırılabilmektedir.
Yargıtay Uygulamasında Ölçütler
1-Kurumun ismi değil, kurumun güven etkisi önemlidir
Sadece isim kullanılması yeterli görülmemektedir.
Önemli olan, kurumun toplumdaki güvenilirliğinin fail tarafından kullanılmasıdır (Yargıtay 15.CD,03.12.2014 T, 2013/3768 E . , 2014/20355 K)
2-Hile ile kurum arasında bağlantı bulunmalıdır
Vakıf veya dernek unsuru, olayın dışında kalan tali bir ayrıntı olmamalıdır.
Suçun işlenmesinde aktif rol oynamalıdır.
3-Mağdurun iradesi üzerindeki etkisi araştırılmalıdır
Ceza mahkemesi şu soruya cevap vermelidir:
"Mağdur, kullanılan kurum görüntüsü olmasaydı aynı ekonomik tasarrufu yapacak mıydı?"
Bu sorunun cevabı suç vasfı bakımından belirleyicidir.
Teşebbüs Sorunu
TCK m.158/1-d kapsamında dolandırıcılık suçuna teşebbüs mümkündür.
Örneğin;
Fail sahte bir dernek adına bağış toplamak amacıyla;
- sahte makbuzlar hazırlamış, [1]
- sosyal medya hesabı oluşturmuş,
- mağdurlarla iletişim kurmuş,
ancak henüz herhangi bir menfaat elde edememişse, olayın özelliklerine göre teşebbüs hükümleri gündeme gelebilir.
Yargıtay uygulamasında da TCK m.158/1-d kapsamında teşebbüs değerlendirmeleri bulunmaktadır. Örneğin sahte dernek makbuzlarıyla yardım toplama girişimi hakkında nitelikli dolandırıcılığa teşebbüs değerlendirmesi yapılan kararlar mevcuttur.
( Yargıtay 15.Ceza Dairesi, 05.11.2020 T , 2017/26396 E. , 2020/11102 K.)
IV-TCK m.158/1-d Kapsamında Fail, Mağdur, Manevi Unsur, İştirak, İçtima ve Ceza Sorumluluğunun Sınırları
Suçun Faili
Dolandırıcılık suçu, Türk Ceza Kanunu bakımından özgü suç niteliğinde değildir. Başka bir anlatımla, bu suçun faili herkes olabilir.
TCK m.158/1-d bakımından da failin mutlaka;
- vakıf yöneticisi,
- dernek üyesi,
- vakıf çalışanı,
- dernek temsilcisi
olması gerekmez.
Tam tersine uygulamada en sık karşılaşılan durum, failin herhangi bir vakıf veya dernek ile gerçek bir bağlantısı olmadığı hâlde kendisini bu kurumlarla ilişkili göstermesidir.
Örneğin;
- "X Vakfının yardım koordinatörüyüm",
- "Y Derneği adına bağış topluyorum",
- "Bölge sorumlusuyum"
şeklindeki beyanlarla hareket eden kişi, gerçekte o kurumla hiçbir bağlantısı bulunmasa dahi suçun faili olabilir.
Burada önemli olan, failin kurumla hukuki ilişkisinin bulunup bulunmadığı değil; kurumun güvenilirliğini hile unsuru olarak kullanıp kullanmadığıdır.
Vakıf veya Dernek Yöneticilerinin Ceza Sorumluluğu
Uygulamada zaman zaman şu soru gündeme gelir:
Bir vakıf veya dernek yöneticisi, kurum adına gerçekleştirilen dolandırıcılık fiillerinden otomatik olarak sorumlu olur mu?
Bu sorunun cevabı açık şekilde hayırdır.
Ceza hukukunda sorumluluk şahsidir.
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun temel ilkelerinden biri gereği, hiç kimse başkasının gerçekleştirdiği fiilden dolayı yalnızca sıfatı nedeniyle cezalandırılamaz.
Bu nedenle;
- vakıf başkanı olmak,
- dernek yöneticisi olmak,
- yönetim kurulunda bulunmak
tek başına ceza sorumluluğu doğurmaz.
Ancak kişinin;
- suçtan haberdar olması,
- fiili desteklemesi,
- sahte belgelerin hazırlanmasına katkı sağlaması,
- bağış adı altında toplanan paraları bilerek kullanması,
- diğer kişilerle birlikte hareket etmesi
hâllerinde iştirak hükümleri gündeme gelebilir.
Bu ayrım özellikle tüzel kişiliklerin itibarının kötüye kullanıldığı dosyalarda büyük önem taşır.
Mağdur Kavramı
Dolandırıcılık suçunda mağdur, malvarlığı zarara uğrayan kişidir.
TCK m.158/1-d bakımından ise olayın özelliklerine göre birden fazla zarar gören bulunabilir.
Örneğin:
1. Bağış yaptığını düşünerek para gönderen kişi,
2. Adı kullanılan gerçek vakıf veya dernek,
3. Toplumun ilgili kuruma duyduğu güven
farklı hukuki değerler bakımından değerlendirme konusu olabilir.
Ancak ceza hukuku bakımından doğrudan suç mağduru, esas olarak malvarlığı üzerinde tasarrufta bulunan ve zarar gören kişidir.
Vakıf veya dernek ise çoğu olayda;
- suçtan zarar gören,
- itibarı zedelenen,
- adı kötüye kullanılan
konumundadır.
Manevi Unsur: Kast
Dolandırıcılık suçu ancak kasten işlenebilir.
Failin;
- hileli davranış gerçekleştirdiğini,
- mağduru aldattığını,
- bu aldatma sonucunda menfaat elde edeceğini
bilmesi ve istemesi gerekir.
TCK m.158/1-d bakımından ayrıca failin, vakıf veya dernek tüzel kişiliğini güven unsuru olarak kullandığının bilincinde olması gerekir.
Örneğin;
Bir kişi gerçekten bir derneğin gönüllüsü olduğunu düşünerek, ancak yanlış bilgiyle bağış toplarsa burada kastın değerlendirilmesi gerekir.
Buna karşılık;
- sahte kimlik hazırlamak,
- olmayan yetki belgesi düzenlemek,
- kurum adına banka hesabı kullanmak,
- sahte internet sitesi oluşturmak
gibi davranışlar doğrudan kast göstergesi olabilir
Adana Ceza Avukatı Perspektifinden Genel Değerlendirme
Adana'da yürütülen nitelikli dolandırıcılık soruşturmalarında ve kovuşturmalarında en önemli meselelerden biri, dosyanın yalnızca "para alındı-verildi" seviyesinde değerlendirilmemesidir.
Ceza yargılamasında önemli olan;
- paranın varlığı değil,
- hilenin niteliği,
- güven unsurunun kaynağı,
- failin kastı,
- tüzel kişiliğin suçtaki rolüdür.
Bu nedenle profesyonel bir ceza savunması veya etkili bir katılan vekilliği çalışması, dosyanın tüm yönleriyle analiz edilmesini gerektirir.
Vakıf veya dernek tüzel kişiliklerinin araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçu, klasik anlamda bir malvarlığı suçu olmanın ötesinde, toplumun sivil toplum kuruluşlarına duyduğu güvenin kötüye kullanılmasını cezalandıran özel bir nitelikli dolandırıcılık hâlidir.
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 158. maddesinde düzenlenen nitelikli dolandırıcılık hâllerinde amaç, yalnızca mağdurun ekonomik kaybını değil; aynı zamanda belirli kurumlara duyulan güvenin korunmasını sağlamaktır.
Bu nedenle TCK m.158/1-d bakımından esas alınması gereken husus, yalnızca bir vakıf veya dernek adının olay içerisinde geçmesi değildir.
Önemli olan;
- vakıf veya dernek tüzel kişiliğinin güven sağlayıcı etkisinin kullanılması,
- bu güvenin hileli davranışın temel unsuru hâline getirilmesi,
- mağdurun bu güven nedeniyle malvarlığı üzerinde tasarrufta bulunmasıdır.
Uygulamada özellikle internet ortamında gerçekleştirilen sahte bağış kampanyaları, sosyal medya üzerinden yapılan yardım çağrıları, sahte kurum hesapları ve dijital belgeler kullanılarak gerçekleştirilen eylemler bakımından ayrıntılı bir hukuki inceleme gerekmektedir.
Bir Adana Ceza Avukatı açısından bu tür dosyalarda en önemli nokta; olayın yalnızca maddi boyutuyla değil, suçun kanuni unsurları, delillerin niteliği ve hukuki vasıflandırma yönünden değerlendirilmesidir.
Çünkü her vakıf veya dernek ismi kullanımı nitelikli dolandırıcılık suçunu oluşturmayacağı gibi, gerçek bir kurumun güvenilirliğinin bilinçli şekilde hile aracı hâline getirilmesi hâlinde de eylem basit dolandırıcılık sınırında değerlendirilemez.
Bu nedenle Adana Ağır Ceza Mahkemesi önüne gelen bu nitelikteki dosyalarda, olayın bütün özellikleri birlikte değerlendirilerek maddi gerçeğe ulaşılması gerekir.
SIK SORULAN SORULAR (SSS)
1-Vakıf veya dernek adı kullanılarak para toplamak dolandırıcılık suçu mudur?
Her vakıf veya dernek adı kullanımı tek başına nitelikli dolandırıcılık suçu oluşturmaz.
TCK m.158/1-d kapsamında değerlendirme yapılabilmesi için vakıf veya dernek tüzel kişiliğinin, mağdurun güvenini sağlamak amacıyla suçun işlenmesinde araç olarak kullanılması gerekir.
Örneğin gerçek bir yardım kuruluşunun adı, logosu veya kurumsal görünümü kullanılarak sahte bağış toplanması hâlinde nitelikli dolandırıcılık gündeme gelebilir.
2-Sadece "Bir vakıftan geliyorum" demek nitelikli dolandırıcılık için yeterli midir?
Hayır.
Ceza hukukunda genişletici yorum yapılamaz.
Failin yalnızca bir vakıf veya dernek isminden bahsetmesi tek başına yeterli değildir. Araştırılması gereken husus, mağdurun neden inandığıdır.
Mağdur;
- kişinin şahsına mı,
- kişisel ilişkisine mi,
- yoksa vakıf veya derneğin güvenilirliğine mi
dayanarak hareket etmiştir?
Bu ayrım suç vasfının belirlenmesinde önemlidir.
3-Sahte yardım kampanyası düzenlemek hangi suçu oluşturur?
Somut olayın özelliklerine göre değişmekle birlikte, sahte yardım kampanyası düzenlenerek kişilerin paralarının alınması hâlinde dolandırıcılık suçu gündeme gelebilir.
Eğer fail, bir vakıf veya derneğin kurumsal güvenilirliğini kullanmışsa TCK m.158 kapsamında nitelikli dolandırıcılık değerlendirmesi yapılabilir.
4-Gerçek bir vakfın adı kullanılarak dolandırıcılık yapılırsa vakıf sorumlu olur mu?
Hayır, vakıf veya dernek yöneticileri yalnızca kurumun adı kullanıldığı için otomatik olarak ceza sorumlusu olmaz.
Ceza sorumluluğu şahsidir.
Ancak vakıf veya dernek içerisindeki kişilerin suça bilinçli şekilde katılması, yardım etmesi veya suçtan menfaat sağlaması hâlinde iştirak hükümleri gündeme gelebilir.
5-İnternetten vakıf adına bağış toplamak nitelikli dolandırıcılık sayılır mı?
Somut olaya göre değerlendirilir.
Özellikle;
- sahte internet sitesi hazırlanması,
- gerçek vakıf görünümü verilmesi,
- kurum logosunun kullanılması,
- sahte bağış belgeleri düzenlenmesi
gibi yöntemler, vakıf veya dernek tüzel kişiliğinin araç olarak kullanılması kapsamında değerlendirilebilir.
Ancak her olayda kullanılan yöntemin ve mağdur üzerindeki etkisinin ayrıca incelenmesi gerekir.
6-Banka hesabını kullandıran kişi dolandırıcılıktan sorumlu olur mu?
Sadece banka hesabının kullanılmış olması otomatik olarak ceza sorumluluğu doğurmaz.
Ancak kişinin;
- hesabını suç amacıyla bilerek kullandırması,
- elde edilen paradan yararlanması,
- suç organizasyonuna katkı sağlaması
hâllerinde iştirak sorumluluğu gündeme gelebilir.
Ceza yargılamasında kişinin kastı ve olayla bağlantısı somut delillerle ortaya konulmalıdır.
7-Vakıf veya dernek adı kullanılarak dolandırıcılık suçunun cezası nedir?
Vakıf veya dernek tüzel kişiliğinin araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık, Türk Ceza Kanunu'nda nitelikli dolandırıcılık kapsamında düzenlenmiştir. (Üç yıldan on yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur)
Uygulanacak yaptırım, olayın niteliğine, elde edilen menfaatin miktarına, mağdur sayısına, teşebbüs veya tamamlanma durumuna ve diğer hukuki değerlendirmelere göre değişebilir.
Kesin ceza değerlendirmesi için somut olayın incelenmesi gerekir.
[1] “Sanığın, katılan ...’e ait fakat üzerinde kendi fotoğrafları bulunan sahte sürücü belgesi ve nüfus cüzdanı ile Noter’de taşıt kira sözleşmesi ile kiraladığı 35 (...) (...) plakalı kamyon ile Manyas ilçesinde faaliyet gösteren ... Salça Fabrikasına giderek kendisini ... olarak tanıtıp sahte nüfus cüzdanı ve sürücü belgesi fotokopilerini de ibraz ederek nakliye işi istediği, fabrika yetkililerinin, ibraz edilen belgelerdeki fotoğrafın sanığa benzemediği fark ederek kendisinden şüphelenmesi üzerine sahte belgeleri de bırakarak olay yerinden kaçtığı olayda, işlemeyi kastettiği dolandırıcılık suçunu elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icraya başladığı ancak firma görevlilerinin sanığın kimliğinden şüphelenmeleri nedeniyle belgeleri de bırakarak kaçmak suretiyle elinde olmayan nedenlerle bu suçu tamamlayamadığı anlaşılmakla sanık hakkında teşebbüs aşamasında kalan eylemi yönünden mahkûmiyet hükmü kurulması gerekirken hatalı değerlendirme ile beraatine karar verilmesi hukuka aykırı bulunmuştur.” Yargıtay 11. Ceza Dairesi, 10.06.2024 T, 2021/15036 E. , 2024/7904 K. KARAR